Geri git   HAKIKAT DAMLALARI > :: İslamiyet > Hayırlı Gün, Geceler ve Tebrikler > 11 Ayın Sultanı Ramazana özel

11 Ayın Sultanı Ramazana özel Ramazan Bayramı

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 16-08-10, 02:45
güller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
güller güller isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Nerden: Bu zaman imanı kurtarma zamanıdır.
Mesajlar: 12.379
Teşekkür etmiş: 8.566
5.432 konudan, toplam 9.242 Teşekkür almış
Arrow Osmanlı'da Ramazan


Click the image to open in full size.

OSMANLIDA RAMAZAN
Ramazan, “yakıp kavuran” demektir. Araplar, aylara isim verirken Ramazan ayı yaz mevsimine denk geldiği için bu adı takmışlar.
Click the image to open in full size.
HİLALİN GÖZLENMESİ

Osmanlıda ramazan, hilalin gözlenmesiyle başlardı. Ramazan hilali muvakkithanelerde hesaplanır, cami minareleri ve Galata Kulesi, Beyazıt Yangın Kulesi gibi yüksek yerlerden gözlenirdi. Hilal’in gözlenmesine çocuklar da katılırdı. Ve hilalin görüldüğü davullarla ilan edilirdi. Çocukların en büyük zevki de davulcunun peşinden sokak sokak dolaşmaktı.

RAMAZANA HAZIRLIK
Ramazan hazırlıkları Şaban ayının 15 inde Surre-i Hümayun Alayının mukaddes topraklara uğurlanmasından sonra başlardı. Camilerde, şerbetler, lokumlar dağıtılır, sair zamanlar aydınlatılmayan İstanbul sokakları, Ramazanda kandillerle aydınlatılırdı. Camilerin dışı mahya ile içi kandillerle süslenirdi. Ramazan boyunca camilerde kandil yakılması ise Sultan 1. Ahmet tarafından âdet haline getirildi.
Zengin konakları, fakirlerin gözdesiydi. Yılda bir ay bile olsa bu konaklarda iftar etme imkânına kavuşuyorlardı. İsteyen istediği zaman hiç davet edilmeye gerek duymadan, beğendiği bir konağın kapısını çalıp, “İftara Tanrı misafiri!” diyebilirdi ve bu asla yadırganmazdı. Zira bu tür davetsiz misafirler için de ayrı ayrı sofralar hazırlanırdı.
Evlerde iftar için 3 sofra kurulurdu. 1-Evin beyi ve misafirleri 2-Evin hanımı ve misafirleri 3-Evin uşakları, misafirleri ve davetsiz misafirler için. Lakin her üç sofradaki yemeklerde aynı olurdu. Orta halli âilelerde ise yedi akşam komşulara iftar verilirdi.
Ahmet Râsim, Abdülmecid Han dönemi bir Osmanlı Beyzâdesiyle karşılaştığında, Beyzâde tarafından şu şekilde dâvet ediliyor iftara:
—Geç Kalmış görünüyorsunuz? İnşallah da öyledir.
—Bu inşallah ne için Efendim?
—Tenezzülen bizim hâneye iftara teşrîfinizi istirhâm edebilmekliğim için.
—Estağfirullah Efendim. Minnettar buyurursunuz.


Click the image to open in full size.
RAMAZAN’IN İLK GÜNLERİ

Ramazanın ilk cuma namazı Ayasofya’da kılınırdı. İkinci cuma Eyüp Sultan’da, üçüncü cuma Fatih’te, dördüncü Cuma Süleymaniye’de kılınırdı.
Hemen hemen her mahallede bulunan sebillerde buz gibi meyve suyu ve limonatalar dağıtılırdı. Sultanahmet meydanındaki Alman Çeşmesi musluklarından ramazan boyunca daima şerbet akardı. Şimdi bir ramazanda bu adet Eminönü Belediyesi tarafından uygulandı. Lakin herkes şerbet olduğunu bilmeden elini yüzünü yıkadı. Sonrada yapış yapış olan yüzünü yıkayacak bir başka çeşme aramaya başladılar ki, bir Osmanlı âdetini daha bu şekilde elimize yüzümüze bulaştırmış olduk.
Click the image to open in full size.
KONAKLARDA İFTAR
Büyük konaklarda teravih namazı kıldıracak medrese talebeleri tutulurdu. Konakların namaz odaları olurdu ki orada sadece namaz kılınırdı. Konak halkından başka civardan isteyen herkes buraya gelebilirdi.
Kimsesizler, yoksullar ve evsizler de unutulmaz, onların da iftar ve sahur yemekleri davulcular ve bekçiler eliyle zengin konaklardan gönderilirdi. Hatta ramazan başlamadan dileyen zenginlerin konakları numaralanır, sırası gelen iftarını sahurunu hazırlayıp bekçi veya davulcu vasıtasıyla yoksullara gönderirdi. Ramazan sahavetinden hayvanlar da nasipsiz kalmaz, iftar ve sahur artıklarından başka, özel olarak onlara yiyecek hazırlayanlar da yok değildi.
ZİMEM DEFTERİ
Yine Osmanlıdan gelen hoş bir âdet… Zimem defteri… Bakkal, manav, kasap gibi esnafların tuttuğu borç defteri... Ramazanda zengin bir şahıs bakkala gelir ve zenginliği ölçüsünde ( esâsen gönül zenginliği ölçüsünde ) “İlk 20 kişinin borcunu hesapla” diyerek bu şahısların borcunu öderdi. Bazen tek bir şahıs tarafından bu borç defteri kapatılır, fakirler borçlarından kurtarılırdı. Burada bir başka letâfet daha vardı ki, o da ne borçlu borcunu kimin ödediğini bilir, ne ödeyen kimin borcunu ödediğini bilirdi. Böylece ne zenginde gurur, ne fakirde minnet... Ne hoş zarafet...

Click the image to open in full size.

SÛRE İSİMLİ SOFRALAR
Bursa’da ramazan sofralarına münhasır hoş bir adet vardı ki hâlen uygulanmaktadır. Sûre isimli sofralarda, sûre isimli kaşıklarla iftar.
Nedîmenin misafirlere salonun kapısında sunduğu şimşir kaşıklarda Kur’andaki sûre isimleri yazar, herkes aldığı kaşıkta hangi sûre ismi yazıyorsa, o ismin yazılı olduğu sofraya otururdu. Böylece zengin-fakir, paşa-gedâ yan yana yemek yerdi. Yemekten sonra da şimşir kaşıklar, üzerlerinde sûre isimleri yazılı olduğu için yakılır ve külleri gül bahçesine dökülürdü.

Click the image to open in full size.
DÖNME DOLAPLAR
Birçok konak ve yalıda, mutfak ile misafir salonunun arasında kapı ve duvardan başka, menteşesi ortasında olan bir de dolap bulunurdu ki, yemekler bu dönme dolabın raflarına konur, dolap çevrilince yemekler misafir odasına alınırdı. Az sonra boş tabaklar raflara dizilir, dolap tekrar çevrilir ve boş tabaklar mutfak tarafına geçerdi. Bâzen de eve gelen yakışıklı bir misâfire, evin nedîmeleri tarafından bu dolap vâsıtasıyla gönderilen çiçek, îlân-ı aşk eden küçük bir not, “Yine ne dolap çeviriyorsun” tabirinin doğmasına sebep olmuştur.
Click the image to open in full size.
İFTÂRİYE

Osmanlının en güzel âdetlerinden biri de bu. Lâkin günümüzde adını bile bilen pek kalmamıştır bu âdetin. İftardan ve akşam namazından önce aperatif yenen kısa süreli oruç açma faslına iftâriye denirdi. İftâriyede hurma ve zemzemden başka, çörek, hoşaf, komposto ve reçel gibi hafif şeyler olurdu. Akşam ezanı okununca iftâriye ile oruç açılır, akabinde akşam namazı kılınır daha sonra yemek faslı başlardı. Böylelikle akşama kadar boş duran mide birden tıka basa doldurulmamış olurdu.

Osmanlı pâdişahlarının da uyguladığı bu âdet için Sultan İbrâhim tarafından Topkapı Sarayı havuzlu sofada yaptırılmış, altun kubbeli, boğaz ve haliç manzaralı İftâriye Kasrı’nın bu amaçla kullanıldığını kaç kişi biliyor acabâ.
Click the image to open in full size.
İFTAR
Eski İstanbul sofralarının ramazan çorbası işkembeden ibaretti. O kadar ki, iftarda işkembe çorbası bulundurmayan ev sahibi ayıplanırdı. Top atılır atılmaz bütün şehir, intikam alırcasına işkembe çorbasına saldırırdı. Çorbadan sonra yumurta-i hümayun gelirdi. Yumurtayı Hümayun, her yerde pişirilmeyip, daha çok vükela ve vüzera konaklarına mahsustu. Çok yerde bunun yerine normal pastırmalı veya ıspanaklı yumurta ikram edilirdi. Arkasından et yemeği, börek ve sebze yemeği ikrâm edilirdi. Sebzeden sonra pilav arz-ı endâm eder, pilavı da tatlı tâkip ederdi. En makbul tatlı da hafif olduğu için Güllaçtı.
Kız Kulesi gibi, Galata Kulesi gibi yerlerde iftar yapmanın yanında Beyazıt Yangın Kulesinin tepesinde dahi iftar yapanlar olmuştur Osmanlıda.
Click the image to open in full size.
İFTAR TOPU
Sultan 4. Murat zamanında Bağdat’ın fethi esnasında son gülleyi atan top Saray-ı Hümâyun’da hususi bir dâireye yerleştirilmiş olduğundan dâimâ dolu durur ve yalnız senede 1 kere Ramazan-ı Şerîfin ilânında atılırdı. Sultan 2. Mahmut zamanında iftar topu Kız Kulesi’nden ve Rumeli Hisarı’ndan atılırdı.
Click the image to open in full size.
DİŞ KİRASI
İftarlara mahsus bu âdet, yemeğe gelen misâfirlere, ev sahibi tarafından verilen para yahut küçük hediyelerdi. İftara davet edilen eşhâs, bir bakıma dişlerini ev sahibinin zevkine kirâya vermiş sayıldıklarından, ev sahibi bu kirâyı, misâfirlerini uğurlarken öderdi.
Târihte ilk diş kirası veren, Fatih Sultan Mehmet Han’ın sadrazamı Mahmut Paşa’dır. Sadrazam Mahmut Paşa, pilava altın nohutlar koyar ve şöyle derdi: “Servete nâil olan kimsenin ağzında, cömertçe sarf etmek için altun bulunmalıdır.” İşte diş kirâsı böyle başladı.
İFTARDA İFRAT

İftarlarda ifrata kaçıldığı dönemlerde olmuştu. Sultan 2. Mahmut döneminde, Nişancı Hâlet Efendi, israfı engellemek için bir emir çıkartıyor: ”Bundan böyle iftar ve sahurlarda 7 çeşitten fazla yemek yasak.”

Click the image to open in full size.
MÛSİKÎLİ TERÂVİHLER
Müezzinler çifte ezan ( yani iki ayrı caminin müezzinleri birbirlerini bekleyerek sırayla okudukları ezan ) okuduktan sonra büyük küçük tüm câmiler lebâlep dolardı. İmamlar terâvih namazının her 4 rekâtını ayrı bir makamda kıldırır, müezzinler de rekat fâsılalarında, aynı makamdan ilâhiler söylerlerdi. Umûmiyetle şu makamlar tâkip edilirdi:
1. Dört rekat: Sabâ, Dügâh, Bestenigâr.
2. Dört rekat: Hüzzam
3. Dört rekat: Ferahnâk
4. Dört rekat: Evcârâ
5. Dört rekat: Acemaşiran

Vitir namazından önce de salat-i ümmiyeler, Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi’nin bestelediği makamda tekbirler okunurdu. Teravihi hatimle kıldıran imamlar olduğu gibi, cemaat birinci secdeden kalkmadan ikinci rekatı bitiren imamlar da vardı. Bahariye Mevlevîhânesinin imamı (Hâfız Zındık da derlerdi) Karagöz’e gideceği geceler 33 rekat namazı 15 dakikaya sığdırıverirdi.
SAHURLAR
Ramazanlarda halk sabaha kadar uyumaz, öğleye kadar uyurdu. Dükkânlar ve resmî dâireler, öğle vaktinden ikindi vaktine kadar açık olurdu. Camilerde ilmî müzâkereler ve vaazlar, mukâbeleler eksik olmazdı. Camiler sahura kadar açıktı. Hatta bazı camilerde sahur ve iftar yemekleri dağıtılırdı.
RAMAZANDA ZİYÂRET MEKÂNLARI
Camilerden başka, mezarlıklar ziyâret edilir, bir hoşça vakit geçirmek için de Küçüksu, Kâğıthâne, Çamlıca ve Kalamış gibi mesîre yerlerine gidilirdi. Bu mesîre yerlerinde kadınlarla erkekler asla karışık olmaz, her tâife kendilerine devlet tarafından tâyin edilen günlerde giderdi.
Büyük konakların bâzılarında sakal-ı şerif olur, konak sahibinin komşuları ve dostları tarafından ramazanın 15 inde ziyaret edilirdi.
Click the image to open in full size.
ÇOCUKLARIN RAMAZANI
Çocuklar 1 günde 2 oruç tutardı. Aslında ortadan ikiye bölünmüş tek oruç. Buna “Çocuk Orucu” denirdi. Birçoğuna bu bile ağır gelir, gizlice yarım bardak su, küçük bir lokum ya da birkaç leblebiyi mideye indiriverirlerdi. Çocuklara has, oruca niyet cümleleri de vardı: “Ekmek yedim kuruca, Su içtim duruca, Niyet ettim yarınki oruca.”
Anneler çocuklarını bayram yerlerine götürürler, şekerciden akîde şekeri, Merkez Efendi macunu alırlardı. Sokaklarda “iftarlıık pideleer” diye bağırarak geçen, sadece ramazanda ortaya çıkan pideciler, simitçiler dolaşırdı. Galata, Kumkapı, Samatya ve Beylerbeyi simitleri meşhurdu. Çocuklar, mahalle mekteplerine ve camilere gider, Kur’an öğrenir, mukâbele yaparlardı.
RAMAZAN’IN RENGİ VE ÂHENGİ
1- RAMAZAN DAVULU
Günümüze kadar gelmiş bu âdet, âdetâ ramazanın sembolüydü. Lâkin o zamanlarda davulcular mâni de söylerlerdi. Karagöz oyunundan ya da bir camideki mevlitten çıkan çocuklar ise mutlaka peşine takılır, annelerinin tembihlerine rağmen sokak sokak dolaşırlardı davulcunun peşinde.
2- TEMCÎD
Temcîd, “Yüceltme, Onurlandırma” demektir. Peygamber Efendimiz’i öven kasîdelere “Temcîd” denir. Müezzinler, camilerinden, zikir, salavât, dua gibi metinlerden oluşan ve adına “temcîd” denilen bu kasîdeleri okuyarak halkı sahura kaldırırlardı. Bu o kadar yaygın hâle gelmişti ki, sahur yerine temcid, sahurda yenilen pilava da temcid pilavı denir olmuştu. Tembel hanımlar, sahura bir şey hazırlayamadığı zamanlar, akşam iftardan kalmış pilavı ısıtıp sofraya getirirlerdi. Bu hanımların tembellikleri sâyesinde, ev ahâlisine sahurda yine temcid pilâvına tâlim, bize de günümüze kadar gelmiş o meşhur tâbir, kaldı.
Click the image to open in full size.
3- MAHYA
Arapçada “hayat” anlamına gelen mahya, Farsçada “aylık” demektir. Mahyacılık evlâdiyettir. Evlâdına bu sanatı devretmek için mahyacılar şûrâyı evkafta imtihan olurlardı.
Mahyada yazılan yazılar umûmiyetle Yüce Allah’ın isimleri, hadis-i şeriflerden kısa iktibaslar, ya da “Hoş geldin Ramazan” gibi cümleler olurdu. Resimler ise; Fıskiye, çeşme, kılıç, köprü, cami, kayık vs.

Fatih Camii Müezzinlerinden Hattat Hafız Ahmet Kefevî, ilk mahyayı hazırlayan zâttır. Bu mahyayı Sultan 1. Ahmed’e hediye etmişti. O da camisine astırdı. Böylece, Osmanlı devrinde ilk mahya, Sultanahmet Camii’ne asıldı. Sultan 3. Ahmet, Damat İbrahim Paşa’ya, tüm selâtin câmilerine mahyâ asılmasını emretmişti. Zira selâtin camileri dışındaki camilerin tek minaresi vardı. Daha fazla minareli olması da yasaktı zaten. Sonraları tek minareli camilere de kubbe alemi ile minare arasına, ya da tek minareye uzatılan sırık üzerine mahyalar kurulmuştu.

Tarihteki en meşhur mahya, Süleymâniye Câmii Mahyâcısı Abdüllâtif Efendi’nin 3 lü mahyasıdır. Unkapanı köprüsünü, altıyla üstüyle kandillerle resmeden Abdüllâtif Efendi, 1. sıraya fayton, 2. sıraya köprü, 3. sıraya balıklar ve kayıklar resmetmiş, makaralarla 2 minare arasında bu şeritleri de hareket ettirince, hareketli, muhteşem bir görüntü ortaya çıkmıştı. 82 yaşında vefat eden Abdüllatif Efendi’nin ilk mahyası Hünkâr Kayığı imiş. Lakin bu çalınmış.
Mahyalarda 15 ine kadar yazı, 15 inden sonra resim olurdu. Son 10 gün ise “El-Firak” “Elveda Ramazan” gibi veda cümleleri yazılırdı.
Cami dışında da çeşitli yerlere mahyalar kurulurdu. Ağaçlar arasına, gemilerin direkleri arasına, saraylarda, konaklarda sütunlar arasına vs.

4- KAFTAN

Ramazanın birinci ve sonuncu geceleriyle Kadir ve Bayram Gecelerinde câmi minârelerine kaftan giydirilirdi. Yani külahından şerefesine kadar dizi dizi kandilden duvağa bürünürdü minare.
Click the image to open in full size.
5- HACİVAT KARAGÖZ
Çocukların vazgeçilmez ramazan tutkusu olan bu gölge oyununda, Hacivat’la Karagözden başka, Acem, Arap Bacı, Baltacı, Bebe Rûhi, Çelebi, Tiryaki, Zenne ve Tuzsuz Deli Bekir karakterleri de bulunurdu.
6- ORTAOYUNU
Karagözle Hacivat’ın canlanmış ve büyükler için uyarlanmış şekli olan ortaoyununda, en meşhur iki oyuncu, Kavuklu ile Pîşekâr’dı. Kavuklu Karagözü, Pîşekâr Hacivatı temsil ederdi. Ortaoyunundaki diğer şahıslar da Hacivat-Karagözdeki diğer şahısların canlanmış hali idi. Ortaoyununda kadın olmazdı. Kadın rolünü kadın kılığına girmiş erkekler yapardı. Orta oyunu denince akla gelen ilk isim: İsmail Dümbüllü.
Click the image to open in full size.
7- MEDDAH
Meddah, Arapçada “öven, metheden” mânâlarına gelir. Osmanlı zamanında kahvelerde 2 saat kadar hikâye okuyup taklitlerle hikâyesini canlandıran şahsa denirdi. Genellikle söze şöyle başlardı: “Sühensâz-ı Gülistân-ı Nezâket. Dinle imdi bende-i âcizden bir hikâyet”
Meddah, aynı zamanda taklitçi olduğundan, yanında mutlaka asâsı da olur, bununla bazen öfkeli bir ihtiyarı, bazen kudretli bir sultanı, bazen de eli sopalı bir kaynanayı canlandırırdı. Meddahların ayrıca bir zanaatları da olur, gündüzleri esnaflık, geceleri meddahlık yaparlardı. Hâlen Suriye’de ramazanlarda, Osmanlı’nın bu âdeti devam ettiriliyor.
Click the image to open in full size.
8- SEMÂİ KAHVEHANELERİ
Ramazana has bu kahveler, semâi okunduğu için bu ismi almıştı. Diğer kahvelerden farklı olarak bazı özellikleri ve ayrıcalıkları vardı elbet. Evvelâ kahveye giriş paralı idi. Kahvede bir kişi kitap okur, herkes dinlerdi. Kitap okuyan kahve parası vermezdi. Kahvenin yüksek bir sediri olur, âşıklar bu sedir üstünde atışırlardı. Kazanan âşık, ertesi akşam bir başka semâi kahvesine misafir olurdu.
Semâi kahveleri Ramazanın ilk günü açılır, arife günü kapanırdı. Bir de bu kahvenin girişinde, çerçeveli boş bir levha vardı ki buna “Muamma Levhası” denirdi. Kahveye gelen herhangi bir şahıs, bir bilmece, bir muamma yazıp oraya asar, bu muammayı çözen de muammâyı yazan şahsın ortaya koyduğu hediyeyi alırdı.
9- FENER ALAYLARI
Ortaköy İskele Meydanı’nda her dinden insan toplanır, ellerindeki meşâlelerle Arnavutköy’e doğru yola çıkarlardı. Bu arada sâhilhânelerde de kandiller yakılır, fener alayı hangi yalı ya da sâhilhânenin önünden geçiyorsa, yalı sâhipleri tarafından lokumlar, şekerler, şerbetler ikrâm edilirdi. Fener alayı neferlerinin ellerindeki fenerler ve meşâleler, geceyi aydınlatırken, bu ışık şölenine, kayıklardan havâî fişek atanlar ve sâhilhânelerden maytaplar yakanlar da katılırdı. Fener Alayı Ortaköy’e geri dönünce, iskele meydanında meşâleleri hep birlikte denizde söndürmek âdettendi. Daha sonra Fener alayı neferlerine yorgunluk kahveleri ikrâm edilir, böylece Fener Alayı sona ermiş olurdu.
Click the image to open in full size.
SARAYDA RAMAZAN
Konaklarda oturan Sultanefendi ve Şehzadeler, Ramazanın 15 inde saraya dâvet edilirdi. Mehter eşliğinde gelen hânedan mensupları, evvelâ Mukaddes Emânetler dairesini ziyâret ederlerdi. Padişah, Has Oda’yı ziyaret edenlere destîmâl denilen mendilleri dağıtırdı. Daha sonra da Eyüp Sultan ziyâreti için Topkapı Sarayı’ndan ayrılırlardı.
Kadir Gecesi mutlaka Ayasofya’da kutlanır, o devâsâ câmi lebâlep dolardı. Zaten padişahın da Ayasofya’ya geleceğini bilen halk, kolay kolay başka yere gitmez, muhakkak bu koca mâbede akın ederdi.
Ramazan gecelerinde şehzâde ve hanımsultanlar, mûsikî fasılları tertip ederlerdi. Ramazanın 15 inde Hırka-i Şerif Camii’ne gidilir, Peygamber Efendimiz’in mübârek hırkası ziyaret edilirdi.
Click the image to open in full size.
HUZUR DERSLERİ
Ramazanlarda Padişah’ın huzurunda Tefsir dersleri okunurdu. Padişah’ın huzurunda okunduğu için bu derslere “Huzur Dersleri” denirdi. Haftada 2 gün, Ramazan boyunca 8 defa 1 Mukarrir Efendi ve karşısındaki 15 kişiden oluşan muhâtapları, Huzûr-u Hümayunda 2 saat ders okurlardı. Ders sırasında Padişah dâhil herkes diz çökerdi. Dersler saray salonlarından birinde ve öğle ile ikindi arasında takrir olunurdu. İlk huzur dersleri Osman Gazi zamanında başlamış, Murad Hüdavendigâr’ın tertibiyle resmileşmişti.
İşte Osmanlılar, bu kutlu ayı, her şeyiyle rengârenk ve dopdolu yaşıyorlardı.
Konuyu Osman Yüksel serdengeçti’nin lâtif cümleleriyle hitâma erdireyim: Ramazan! Ey Allah’ın zamana akseden lütfu! Ey bizi Allah’a götüren günler! 30 gün! 30 bin defa kalplerimizin yıkandığı mübarek ay, yine gel.
MAHMUT SAMİ ŞİMŞEK
__________________
Click the image to open in full size.

İstediğin kadar inançlıyım de,
namaz kıl,
sadaka ver ;
Umut verip, güven aşılayıp,
yarı yolda bıraktığın insanın
gönül sadakasını her iki dünyada da veremezsin....
Mevlana

YA BAKİ ENTEL BAKİ.
“İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi”

Click the image to open in full size.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 16-08-10, 02:48
güller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
güller güller isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Nerden: Bu zaman imanı kurtarma zamanıdır.
Mesajlar: 12.379
Teşekkür etmiş: 8.566
5.432 konudan, toplam 9.242 Teşekkür almış
Standart

Ramazan Yarışması

Osmanlı sultanına kimin ne yemek pişirdiğini biliyor musunuz?


Click the image to open in full size.





Osmanlı döneminde de Ramazan yılın en önemli ayıydı ve Ramazanın yaklaşmasıyla beraber sadece vatandaşlarda değil, saray halkında da bir heyecan başlardı. Osmanlı hanedanı, bir kısmı İslam dinine ait, bir kısmıysa tamamen saraya ait birçok geleneği uzun yıllar korumuştur. Bunlardan birinin de Ramazan arifesinde, saray aşçıları arasında düzenlenen yemek yarışması olduğunu biliyor muydunuz?

Ramazan’dan bir gün önce, yani arife günü, Osmanlı sultanının, Hırka-i Şerif Cami’nde bulunan Hz. Muhammed’e ait hırkayı ziyaret etmesi bir saray geleneğiydi. Bu ritüel hiçbir zaman atlanmazdı ve ziyaretin ardından saraya dönen sultan, aşçıların ustalıklarını değerlendirirdi.

Aşçılar sultan için her yıl soğanlı yumurta pişirir ve her birini tadan sultan, en lezzetlisini seçer ve yemeğin sahibi aşçı Ramazan boyunca sultanın yemeklerini pişirmeye hak kazanırdı.
__________________
Click the image to open in full size.

İstediğin kadar inançlıyım de,
namaz kıl,
sadaka ver ;
Umut verip, güven aşılayıp,
yarı yolda bıraktığın insanın
gönül sadakasını her iki dünyada da veremezsin....
Mevlana

YA BAKİ ENTEL BAKİ.
“İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi”

Click the image to open in full size.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 16-08-10, 02:50
güller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
güller güller isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Nerden: Bu zaman imanı kurtarma zamanıdır.
Mesajlar: 12.379
Teşekkür etmiş: 8.566
5.432 konudan, toplam 9.242 Teşekkür almış
Standart Osmanlı'da Oruç

Click the image to open in full size.

11 ayın bir sultanı diye anılan Ramazan ayının kendine özgü pek çok töresi vardır. Biz burada sadece bu törenin sofrasından söz edebileceğiz.

Ramazan günlerinde de sofraların her gün iki türlüsü kuruluyor. Bir iftar sofrası. Öbürü sahur sofrası.

İftar sofrası, saati belli olan ve akşam saatlerinde açılan sofradır. Genelde oruç açma zamanını ve sofraya daveti şehirlerde ve kasabalarda toplar patlatarak haber verirlerdi insanlara.

Top sesini duyanlar aile sofralarının töresine uyarak yerlerine otururlar ve oruç açarlardı. Yani bütün günü hiçbir şey yemeden geçirenler oruç bozarlardı. Ya birkaç yudum suyla. Ya bir zeytinle.

Ramazan sofralarının ilki olan iftar sofrası iki aşamalıdır. Birinci aşama "İftariye" denilen ilk fasıl, ikincisi de yemeklerin yendiği ikinci fasıl.

İftariye, açlığın verdiği hızla yemeklerin üstüne atılmayı önlemek üzere tertiplenmiş çerez sofrasıdır bir anlamda. Küçük tabaklarda ve sahanlarda reçeller, peynirler, zeytinler ve benzeri yiyeceklerden teker teker alınır. Bunların yanında fırınlardan yeni çıkmış pideler vardır.

İftar sofrası bittikten sonra bir anda kaldırılır. O sıra akşam namazının okunma sırasıdır. İsteyenler ezanla gelen sese uyarak akşam namazını kılar. Sonra, yeniden hazırlanmış olan sofranın başına oturulur. Çorbadan sonra araya giren yemek normal sofralarda pek olmayan yumurtalı pastırmadır. Yalnız pastırma da olabilir. Bu pastırmanın pişiriminde bazı özellikler vardır. Soğanlı pişmesi gibi.

Saray sofralarında hemen her ramazan günü var olan pastırma evlerde her gün olur muydu bilemiyorum.

Sonra gelen yemekler etle başlar ve genel olarak güllaçla biter.

Belli saatlerde yenen sahur yemeği ikinci ve orucu karşılama yemeğidir. Sabaha karşı yenir. Bu yemeğin misafiri olmaz. Ev halkı arasında yenir. Gündüz, insanı susatmayacak, ama tok tutacak yemekler yapılır. Sahur sofrasında mutlaka hoşaf olur. Pilav, makarna, börek türleri bu yemeğin tutucu yemekleridir.

Bir de: Her padişah, her ramazanda her on yeniçeriye bir büyük tepsi olmak üzere baklava yaptırıyor. Her tepsiyi iki yeniçeri saraydan alarak yeniçeri ocağına getiriyor. Ertesi gün bu gümüş tepsiler ve üstüne örtülen futalar saraya gönderiliyor.

Yeniçeriler, yönetimden memnunsalar tepsilerdeki baklavaları kabul ediyorlar ve bitiriyorlar. Ama memnun değilseler, baklavalar olduğu gibi geri gönderiliyor.
İşte böyle efendim.
__________________
Click the image to open in full size.

İstediğin kadar inançlıyım de,
namaz kıl,
sadaka ver ;
Umut verip, güven aşılayıp,
yarı yolda bıraktığın insanın
gönül sadakasını her iki dünyada da veremezsin....
Mevlana

YA BAKİ ENTEL BAKİ.
“İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi”

Click the image to open in full size.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 16-08-10, 02:56
güller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
güller güller isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Nerden: Bu zaman imanı kurtarma zamanıdır.
Mesajlar: 12.379
Teşekkür etmiş: 8.566
5.432 konudan, toplam 9.242 Teşekkür almış
Standart

Osmanlı'da Ramazan nasıl geçirilirdi?

Son yıllarda Ramazanlar’da şatafatlı iftar ziyafetleri yapmak gelenek hâline geldi. Osmanlı'da Ramazan'ın 'yükü' Veziriazamlar'ın üzerindeydi.Erhan AFYONCU yazdı...

Sokollu Mehmed Paşa bile iftar davetlerinin altından kalkamamıştı

Son yıllarda Ramazanlar’da şatafatlı iftar ziyafetleri yapmak gelenek hâline geldi. Aslında bu geleneğimiz çok eski. Ancak dünyanın en büyük imparatorluklarından biri olan Osmanlı Devleti’nin veziriazamları bile iftar davetlerinin masrafından perişan olmuşlardı.

Bu gece bağış ayı olan on bir ayın sultanı
Ramazanbaşlıyor. Ramazan, günahlardan kurtulma ve sevap kazanma ayıdır. Sahuruyla iftarıyla, içerisine girilen manevi havasıyla Ramazan günümüzde olduğu gibi tarih boyunca çok farklı bir ay oldu.

PROTOKOL DEVLETİ

Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan itibaren resmi teşrifat, yani protokol kuralları gelişmişti. Neyin ne zaman ne şekilde yapılacağı çok ince kurallara bağlanmıştı. Ramazan ayı geldiğinde gelenekleşmiş kurallara göre bu ayda yapılan faaliyetler vardı. Bunların en önemlilerinden biri veziriazamın, yani dönemin başbakanının iftar davetleriydi. Fakat Osmanlı döneminde iftar davetleri günümüzde olduğu gibi Ramazan’ın ilk günüyle birlikte başlamazdı. İnsanların vücutlarını ve psikolojilerini oruca hazırlamaları, ayrıca Ramazan’ın ilk günlerini aileleriyle birlikte geçirmeleri için davetler Ramazan’ın dördünden sonra başlardı.

Veziriazam ve diğer üst düzey devlet adamları, Ramazan’ın dördünden itibaren âlimleri, bürokratları ve askerin ileri gelenlerini protokol kurallarına göre iftara davet ederlerdi.

İFTAR DAVETLERİ

İftar davetlerinin en önemlisi veziriazamın hükümet merkezinde vereceği ziyafetlerdi. Veziriazamın davetine katılacak devlet adamlarının listeleri düzenlenerek padişahın onayına sunulurdu. Davetlere ilk çağrılanlar âlimlerdi. Ramazan’ın dördüncü gününde padişahlar tarafından yaptırılmış olan camilerin şeyhleri, beşinci gününde şeyhülislam, altıncı gününde Rumeli ve Anadolu kazaskerleriyle, Peygamberimiz’in soyundan gelenlerin kayıtlarını tutan nakibüleşraf veziriazamın davetine katılırdı. Daha sonra ordunun ve bürokratların önde gelenleri makamlarına göre tespit edilmiş günlerde veziriazamın sofrasında iftar yaparlardı. Herkesin iftarlara geliş ve ayrılışları törenle olurdu.

Davetler Ramazan’ın 24’ünde sarayda padişaha hizmet eden mirahurlar, bostancıbaşı ve kapıcılar kâhyasına verilen iftar yemeğiyle sona ererdi. Bu arada veziriazamın iftar davetine katılanlar daha sonraki günlerde şeyhülislam ve diğer vezirlerin ziyafetlerine giderlerdi. Ramazan’ın 25’i boş geçirilir, daha sonra Ramazan’ın son günleri devlet adamlarının birbirlerini bayram tebriki ziyaretleriyle geçerdi.

Osmanlı padişahları ise iftarlarını genelde sarayda yaparlardı. Padişahların saray dışında iftar yapmaları istisnai bir durumdu. 19. yüzyılda padişahlar nadiren de olsa veziriazamlara veya ulemadan birine
haber vermeden iftara gittiler.

Padişahlar, 19. yüzyılın sonlarına doğru devlet adamlarına ve ordu mensuplarına iftar yemeği vermeye başladılar. Özellikle, Sultan İkinci Abdülhamid askerleri ve öğrencileri Yıldız Sarayı’nda iftara davet ederdi. Padişahın Ramazan dolayısıyla tertiplemiş olduğu iftar yemeğine katılan subay ve askerlere ayrıca para da verilirdi.

SOKOLLU KARA KARA DÜŞÜNDÜ

Veziriazamlar, ramazan aylarında devlet ileri gelenlerine günlerce iftar ziyafetleri vermelerinin yanı sıra padişaha, valide sultana, harem ağasına, sarayın üst düzey memurlarına, şeyhülislama ve ulemanın önde gelenlerine “iftariyelik” denen hediyeler gönderirlerdi.

Ramazan ayında herkesin mutfak masraflarında artış olurdu. Ancak en büyük artış veziriazamın harcamalarıydı. Kanuni Sultan Süleyman, İkinci Selim ve Üçüncü Murad dönemlerinde 1564 ile 1579 yılları arasında 15 yıl veziriazamlık yapan Sokollu Mehmed Paşa zamanında iftar ziyafetlerinin altından kalkılamayacak dereceye gelmiş bir masraf kapısı olduğu fark edildi, ancak bir çare de bulunamadı. Dönemin tarihini yazan Selanikî, iftar ziyafetleri için “yıldan yıla terk olunmaz eski bir âdettir, büyük ziyafet ve aşırı masraftır” diye durumu tenkit etmişti.

RAMAZAN’IN BAŞLANGICINI BİLDİREN MÜKÂFATLANDIRILIRDI

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ramazan’ın ne zaman başlayıp biteceği şimdiki gibi aylar öncesinden belli olmazdı. Astronomi bugünkü kadar gelişmediğinden Ramazan’ın başlangıcını belirlemek için insanlar açıklık yerlerde gökyüzüne takip ederek yeni ayın doğuşunu beklerlerdi.

Yüksek yerlere gönderilen devlet görevlilerinin veya halktan bazı insanların hilalin göründüğünü, yani yeni Ay’ın doğduğunu bildirmesiyle Ramazan başlardı. Hilali görmek yetmezdi, şahit de istenirdi. Hilali görenler hemen şahitlerini de bularak mahkemeye giderek durumu bildirirlerdi. Bu konuda iki kişinin şahitliği gerekirdi. Durum araştırılır, denilen doğru çıkar da Ramazan’ın başladığına veya bitip de bayram olduğuna karar verilirse haberi getirenler ve şahitler yüklü miktarda ödül alırlardı.

Ramazan ayının başlangıç ve bitişini, Kadir gecesinin ne zaman olduğunu tespit etmek
İstanbulKadısı’nın göreviydi. Onun görevlendirdiği insanlar özellikle minarelerden hilali gözetlerlerdi. Hilali gördüklerinde şahitleriyle birlikte kadının huzurunda mahkeme kurulurdu. Hilali görenler ‘şu saatte gördüm. Bu gece Ramazan’ın başlangıcıdır. Şahadet ederim’ dedikten sonra şahitlerin de ifadeleri ile durum kesinleşince Ramazan başlamış olurdu. Bütün bu işler gizlilik içerisinde yapılır durumla ilgili bir bilgi dışarıya sızdırılmazdı. Bu sırada Ramazan’ın başladığını halka duyuracak mahyacılar mahkemenin dışında beklerlerdi.

Ramazan’ın başlangıcı bu şekilde tespit edildikten sonra durum Bâbıali’ye, oradan da padişaha bildirilirdi. Padişahın onayından sonra Ramazan’ın başladığı halka duyurulurdu. Cami minarelerinde kandillerin yakılması durumun halka ilânıydı.




samanyoku haber
__________________
Click the image to open in full size.

İstediğin kadar inançlıyım de,
namaz kıl,
sadaka ver ;
Umut verip, güven aşılayıp,
yarı yolda bıraktığın insanın
gönül sadakasını her iki dünyada da veremezsin....
Mevlana

YA BAKİ ENTEL BAKİ.
“İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi”

Click the image to open in full size.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
osmanlıda, ramazan

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:56 .

Designed by: vBSkinworks
Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Ad Management plugin by RedTyger