Geri git   HAKIKAT DAMLALARI > :: İslamiyet > ALLAH C.C.

ALLAH C.C. Allah (c.c) şöyle buyurmuştur: "Muhakkak ki mü'minler; Allah zikredildiği zaman kalpleri titreyen, ayetleri okunduğunda imanları artan ve yalnız Rab'lerine tevekkül edenlerdir." (Enfal: 2)

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 11-07-09, 11:18
güller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
güller güller isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Nerden: Bu zaman imanı kurtarma zamanıdır.
Mesajlar: 12.380
Teşekkür etmiş: 8.568
5.433 konudan, toplam 9.243 Teşekkür almış
Standart "Allah’ın isim ve sıfatları,birer aynadırlar.

Click the image to open in full size.
ESMA-I İLAHİYE’NİN HAYATA UYGULANMASI = ALLAH AHLAKI

"Allah’ın isim ve sıfatları, Allah’ın nurunu varlıklara yansıtırken, her birini birer renge dönüştürerek yansıtan birer aynadırlar ve Allah’ın nurunu her bir ayna, her biri bir başka renkte bize yansıtır ve biz de hangi ismi kendimizde tecelli ettirirsek, öyle bir aynaya dönüşür ve Allah’ın nurunu o renkte yansıtırız. Yalnız, o isimde takılır kalırsak, hep aynı renkte yansıtmak durumunda kalıp, durağanlık sebebiyle aynamız giderek kararmaya başlar ve Allah’ın nurunu yansıtamaz hale gelir. Biz ancak bütün isimleri kendimizde tecelli ettirebilirsek, renksiz ve parlak bir ayna haline gelerek, Allah’ın nurunu varlıklara tam olarak yansıtabiliriz.
ESMA-I İLAHİYE’NİN HAYATA UYGULANMASI = ALLAH AHLAKI
Ey Sevgili Rabbim, başta Rahman ve Rahim olmak üzere, diğer bütün isimlerini de içinde toplayan Senin Allah ismin adına bu işe başlıyoruz ve başladığımız iş olan Esma-i İlahiye’nin hakikatlerinin anlaşılmasına ve yaşanmasına vesile olması için, hangi isim ve sıfatların ön plana çıkacak veya baskın olacaksa onları lütfedip tecelli ettir.
Esmaü’l-Hüsna’yı bütün yönleriyle ve tam olarak kavrayabilmemiz için, Kuran’a müracaat ettiğimiz takdirde Esma’nın Hüsna’lığını, yani isimlerin güzelliğini, yine o isimlerin en güzel mertebesinde onları anlamış oluruz. Eğer bir insan, Esmaü’l-Hüsna’nın en güzel mertebesini görüyor ise, kainattaki hiçbir şeyi çirkin, eğri ve kötü göremez, bilakis; o insan için kainattaki her şey güzel, doğru ve iyidir, işte bu sebeple o insan kendisini, bakış açısı ve Allah’ın isimlerine muhatabiyeti ölçüsünde kainatın en mutlu insanı hisseder.
Allah sıfat ve varlık olarak sonsuzdur. İnsan Allah’ı ve Allah’ın sonsuzluğunu Allah’la; diğer isimlerin tecellilerinin sonsuzluklarını da, O’nun isimleriyle görebilir, bilebilir, anlayabilir, hissedebilir ve hatta yaşayabilir.
Bizler, karşılıklı iki duvarına birer ayna kaplanmış bir odanın içine girip, aynaya baktığımızda sonsuzluğu görebilir ve bilebilir; lunaparkta hızla dönen bir dönme dolaba bindiğimizde sonsuzluğu hissedebilir; gece yolculuğuna çıkıp da sonsuz yaşama ulaştığımızda ise sonsuzluğu yaşayabiliriz. Fakat, bu yaşama başlangıçta sonsuzluğa fasılalı geçmeler olarak başlamakla birlikte, Sevgili Rabbimizin lütuf ve inayetiyle, daha sonraları istediğimiz zaman sonsuzluğa geçmeler başlayabilir ve sürekli O’nun ile (bizim açımızdan) beraberlik hasıl olabilir.
Bu ancak hakiki tevhide (tevhid-i hakiki) ulaştıktan sonra, nereye bakarsak bakalım Sevgili Rabbimiz bize görünür ve bundan sonra bizde O’nun isim ve sıfatlarını kendimizde tecelli ettirme istek, dua ve çabasına yoğunlaştığımız takdirde, bize verilebilir. İşte, örneğin Rahman ismi bizde tecelli ettiğinde, bütün kainatı ve hatta arşı bile inleri, cinleri, şeytanları ve bütün içindekilerle birlikte, rahmet ve şefkatle kucaklayabiliriz.
Allah’ın isimleri sonsuz sayıdadır ve her ismin de açılım ve tecellileri sonsuzdur, fakat sonsuz olmakla beraber bir sistematik çerçevesinde de bir bütündür, onların sonsuzluğu ve ferdiyetleri bir araya gelmelerine ve bir bütün olmalarına engel teşkil etmez.
Ayrıca akıl ve mantık planında da, sonsuz sonsuzluklar var kabul edilebilir, bir tane sonsuzluğu kabul etmekle, bin tanesini veya sonsuz sonsuzluğu kabul etmek arasında hiçbir fark yoktur, çünkü akıl sayısızlığı idrak edemez, buna bağlı olarak mantık da ölçüp biçemez, o halde sonsuzluk akıla ispat edilebilirse, sonsuz sonsuzluklar da akıl için akıl dışı olamaz, ama önce aklın ikna edilmesi gerek.
ALLAH’IN ZATİ İSİMLERİ, FİİLLERİ ve SIFATLARI
Zati isimler; genelde ayn kabul edilmiş ve ayn, özdeş manasında kullanılmış.
Fiili isimler; gayr kabul edilmiş.
Sıfatlar; ne ayn ne gayr kabul edilmiş, yani güneş ile ışınları gibi, ne güneştirler, ne de güneşin dışındandırlar denilmiş.
Fakat acizane bana göre: Güneşle misal verilemez, çünkü güneş sonlu bir yapı ve ışınları kayboluyor. Yine de güneşle misal verilecekse eğer, şöyle bir misal daha uygun düşer kanısındayım inşallah; hem güneştendirler ve hem de güneş gibidirler, çünkü sonsuz olanın fiilleri ve bu fiillerin icabı müsemması olan sıfat ve isimleri de sonsuz olması gerektir.
ESMALARIN SONSUZLUĞU ve NASIL TECELLİ ETTİRELEBİLECEĞİ
Kur’an’ı Kerim ve Risale-i Nur’da “Allah Aziz ve Hakimdir” tabiri kullanılır, bunu biraz açalım.
Aziz: Arapça da sonsuz serbest ve izzetli demek, bizim dilimize de aynen geçmiş; mesela bir kişiye izzetli derken onun hiçbir kayıt ve esaret altına girmediği kastedilir.
Hakim: Hikmet sahibi, her şeyi bilen.
Allah hem Azizdir hem Hakimdir, hikmeti aziziyetini sınırlamaz, aslında hiçbir isim diğer bir ismin sonsuzluğunu sınırlamaz; Allah tecelli ederken sonsuz bir şekilde tecelli eder ve her bir isim sonsuz renk, fon ve desenlerde ortaya çıkma potansiyeli ile şekillenir, fakat her hangi bir isim, her hangi bir varlıkta ortaya çıkarken, o varlığın o isme liyakatı oranında o varlıkta zahiri olarak görünür ve o varlığın o isme liyakatı, o anda sonsuz derece yükselmiş olsa; işte o an o ismin de sınırsızlığı zahiri olarak görünmeye başlar. Mesela; isteği, duası ve çabası sonsuzluk olan bir insanın, yani bütün isteği, duası ve çabası O’nun gibi olmak demek olan, Allah ahlakıyla ahlaklanmak olan bir insanda, isimler sonsuz olarak ortaya çıkar ve görünür. Ancak sonsuzluğu yaşayan ve idrak edenler, Allah’ın isimlerinin her insanda aynı tecelli edebilir oranda olduğunu görebilirler.
Sonsuz varlık sahibi olan Allah’ın (cc.) isimleri de sonsuzdur ve o isimlerin tecellileri de sonsuzdur, dolayısıyla eksik tecelli de zuhur etmez, ancak biz ne kadar talep edersek, o kadarını alırız. Aynen önümüzde akan bir nehirden, hissettiğimiz ihtiyaç nispetinde aldığımız su gibi.
O’nun tecellisi demek olan, isimlerini özel manalar vererek görünür hale dönüştürdüğü ve varlık olarak tabir ettiğimiz oluşumlar (yani biz insanlar) bile, sonsuz olabiliyorsa eğer, isimler ve sıfatlar niçin ve neden sonsuz olamasınlar? Yani görünür hale dönüştürdüğü yapının içindeki mana (ruh) dahi sonsuzsa eğer, elbetteki o manayı meydana getiren ve ilk sebep olan isim veya sıfatın da sonsuz olması gerektir.
Bizim istek derecemizde önemlidir. Eğer bizim bu tecellileri isteyişimiz, sadece kuru bir istekten ibaret ise, aşkla şevkle, hatta olmazsa olmaz şeklinde bir talebimiz yoksa, isimler bizde eksik, yani bazıları tecelli edecektir. Biz cüzi irademizi sonuna kadar kullanarak talepte bulunursak; belki o zaman Allah’ın lütfuyla, Allah’ın isim ve sıfatları bizde hepsi tecelli edecektir.
Allah’ın bütün isim ve sıfatları, maddi ve genellikle ve özellikle manevi sağlığı yerinde olan her akıl, irade ve düşünce sahibi varlıkta derc edilmiştir. Bu varlıklara, bu isim ve sıfatları sırasıyla kullanarak kendilerinde tecelli ettirecek (görünür hale getirecek) kadar, cüzi irade verilmiştir. Hiçbir isim veya sıfat, biz onları harekete geçirmeden, onlar bizi harekete geçirmez, önce biz onları kendimizde bir tecelli ettireceğiz ki; onların sahibi onları bizde on veya yüz tecelli ettirsin. Örneğin:
Allah’ın Rahman sıfatını önce biz kendimizde tecelli ettirmeye başlayacağız ve bu tecelli çok küçük şiddette ve kapsama alanı belki bizim vücudumuzun bir azasına bile yetmeyebilir, fakat bunun ardından, Allah bizim bu çok küçük rahmaniyetimizin şiddetini, bizim istek, çaba, gayret ve ihlasımız oranında on, yüz veya bin şiddetine ve buna bağlı olarak da kapsama alanını on, yüz veya bin misline çıkarır.
İnsan bildiğini unutabilir; sevdiğini de firakla unutabilir veya her hangi bir sebeple unutabilir; ama aşık olduğunu hemen hiçbir sebep unutturamaz, hatta firak, aşkını daha çok arttırabilir, hele bu aşk Allah aşkı olursa daha da şiddetlenebilir.
Bir insanın dostluk ve yakınlık kurmak istediği üç kişiyi ele alalım; birini tanıyor, diğerine muhabbeti var, ötekine ise aşık. Şimdi bunların hangisine ulaşmak için daha çok gayret sarf eder? Elbette ki: Tanıdığına ulaşmak için bir gayret sarf eder, sevdiğine ulaşmak için daha çok gayret sarf eder, fakat aşık olduğuna ulaşmak içinse bütün gayretini sarf eder ve hem de varını yoğunu feda ederek bunu yapar. İşte aynen bunun gibi muhabbet gayreti iktiza eder hele hele aşk varsa.
Her sıfat ve isimde bu böylece sürerken, yine Allah bizim istek, çaba, gayret ve ihlasımız oranında on, yüz veya bin sıfatı içinde barındıran bir ismi bizde bir anda tam tecelli ettirebilir veya içinde on, yüz veya bin isim bulunan bir ism-i azam suretinde tecelli ettirebilir.
Allah’ın isim ve sıfatları, Allah’ın nurunu varlıklara yansıtırken, her birini birer renge dönüştürerek yansıtan birer aynadırlar ve Allah’ın nurunu her bir ayna, her biri bir başka renkte bize yansıtır ve biz de hangi ismi kendimizde tecelli ettirirsek, öyle bir aynaya dönüşür ve Allah’ın nurunu o renkte yansıtırız. Yalnız, o isimde takılır kalırsak, hep aynı renkte yansıtmak durumunda kalıp, durağanlık sebebiyle aynamız giderek kararmaya başlar ve Allah’ın nurunu yansıtamaz hale gelir. Biz ancak bütün isimleri kendimizde tecelli ettirebilirsek, renksiz ve parlak bir ayna haline gelerek, Allah’ın nurunu varlıklara tam olarak yansıtabiliriz.
Hiçbir varlık esmaların üstünü örterek gizleyemez, ancak zıddını talep ederek öne çıkarır ve öne çıkardığı esma zıddının görünmesini engeller. İşte o zaman sıradan bakanların görebileceği bu sınırlı veya örtülü isimler olur ve onlar da bu isimlerin sınırlı veya belli bir potansiyelde ortaya çıktığını sanırlar.
Ayrıca o sıradan bakanlar; tecelli olarak varlık ilk ortaya çıktığında isimlerin sonsuzluğu görünebilir, ama o varlıkta ortaya çıkacak olan veya çıkan isimlerin bazıları bazılarının veya hepsinin üstünü örterek gizlenmesini, o varlıktan sanırlar.
Yani hiçbir varlık O’nun isimlerini sınırlayamaz, ancak Cemal yerine ısrarla Celal’i isterse Celal tecelli eder, zaten bir isimde takılı kalarak aşırı yüklenmekle, zıddı otomatikman o isim tarafından örtülür veya gölgede kalır.
MANEVİ CEMAL ve KEMAL
“Zat-ı Vacibü’l-Vücudun hadsiz cemal ve kemali vardır. Çünkü, bütün kainatın kısımlarına ayrılmış olan cemal ve kemalin bütün çeşitleri, O’nun cemal ve kemalinin alametleri, işaretleri ve ayetleridir. İşte, herhalde, cemal ve kemal sahibi apaçık cemal ve kemalini sevmesi gibi, Zat-ı Zülcelal dahi cemalini pek çok sever. Hem kendine layık bir muhabbetle sever. Hem cemalinin ışık demetleri olan esmasını dahi sever.” (Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup, İkinci Nükte.)
“Hem cemalinin ışık demetleri olan esmasını dahi sever.” Yani, demek ki, Allah’ın isimleri (esması), cemalden geliyor, cemalden kemal ve kemalden de zahiri cemal ile celal ve onlardan da diğer isimler çıkıyor.
Allah’ın Cemil ismi Celil isminden önce gelir, varlıklar Celal’i ısrarla talep etmedikçe de Celil ismi tecelli etmez. Allah hep Cemil ismiyle tecelli etmeyi ve Cemal sıfatıyla muamele etmeyi sever, ister ve tercih eder. Allah manevi Cemal sıfatıyla kemal sahibidir ve Cemil ismiyle Kamil olandır, yani kemallik manevi Cemal sıfatından gelir ve cemalin istenmediği veya az istendiği yerde ancak Celal zuhur eder. Cemal’i bilmeyen, idrak edemeyen ve dolayısı ile yeterince isteyemeyenlerde Celal tecelli eder.
Ancak biz aşağıdan yukarıya gittiğimiz için tabii ki, diğer sıfatlardan sonra, önümüze ilk zahiri celal ve cemal çıkar ve onları birledikten sonra kemale ulaşabiliriz inşallah.
AZİZİYET ve SIDDIKIYET
Risale-i Nur’da Üstad talebeleri için; “Azizsiniz, son derece serbestsiniz, bana muhalif ne yaparsanız serbestsiniz ama, bu dava öyle bir kutsiyet, haşmet ve güzellik taşıyor ki, sadakatsizlik yapmamalısınız, sıddık olmalısınız” demek olduğuna göre, bizim açımızdan hem aziz ve hem de sıddık olduğumuz takdirde aklımıza şöyle bir soru gelebilir:
“Sıddıkıyetimiz aziziyetimizi sınırlar mı?
Acizane bana göre hiçbir zaman sınırlamaz, meğer bizim sıddıkıyetimiz de aziziyetimiz gibi sonsuz ola, yani alabildiğine sıddık olmalıyız, ancak böyle alabildiğine sıddık oldukça aziz, yani serbest olabiliriz.
Pekala, sonsuz sıddıkıyet nasıl olur?
Sonsuz sıddıkıyet (bağlılık) ancak, Allah’ın isim ve sıfatlarını kendinde cem ederek tecelli ettirmiş kişilerin oluşturmuş olduğu, bir şahs-ı manevi içinde olur ve hem de öyle bir olur ki; onlar sıddık (bağlı) oldukça, aziziyetleri (serbestlikleri) daha bir genişler ve artar. Bu şahısların her biri, ayrı ayrı kendilerinde birkaç ismi ön plana çıkarmış (İsm-i Azam suretinde) ve her biri bu isimleri yaşatır olmalıdır. Yani her biri, kendi İsm-i Azam-ı çerçevesi genişliğinde o isimlerin sonsuzluğunu yaşarken, o sıddıkıyet sayesinde, diğer kardeşlerinin sonsuzluğunu da yaşayabilir, çünkü onlar artık ‘bir’ olmuşlardır.
İşte aynen onun gibi; bizler de bir şahsi manevi oluştururken, hem sonsuz bir serbestlik ile birer ferdiyet sahibi ve hem de Allah’a bağlılığımız ile sonsuz bir sıddıkıyet sahibi olabiliriz, bunların hiç birisi birbirine engel ve mani teşkil etmez, o halde bizim sıddıkıyetimiz de sonsuz olabilir, çünkü bir sonsuzun kendinden daha geniş bir sonsuza bağlı olması onu sınırlamaz, hatta onu daha çok genişletir. Yani sıddıkıyetimiz (bağlılığımız) arttıkça, aziziyetimiz (serbestiyetimiz) de artar.
ESMALARDA TAKILMAMAK
Yirmi Dördüncü Söz, Birinci Dal’da Üstad: “Belki, her bir ismin cilvesinden diğer esmaya geçmez ise zarar eder. Örneğin, Kadir ve Halık isminin eserini görse, Alim ismini görmezse, gaflet (duyarsızlık) ve tabiat delaletine düşebilir.” der.
İşte bu sebeple her hangi bir esmada takılıp kalmamalıyız ve bütün esmaları hayatımıza geçirmek için istek, dua ve çaba sarf etmeliyiz. Örneğin:
Bulunduğumuz odada bir çok tv yayın merkezinden gelen, göremediğimiz ve duyamadığımız pek çok ses ve görüntü mevcut, bizim bunları alıp görünür hale getirebilmemiz ve yansıtabilmemiz, alıcı ve yansıtıcılarımızın güç ve kuvvetine bağlı. Eğer bizim tv alıcılarımız yeterince güçlü ise, görüntüyü kaliteli ve eksiksiz alır ve yansıtıcımız da yeterince kaliteli ise, o da görüntüyü net ve pürüzsüz yansıtır.
İşte aynen onun gibi, bizlerinde alıcılarımız istek, dua ve çabalarımız yeterince güçlü ise, yansıtıcımız akıl, kalp, ruh ve bedende bir bütün olarak yeterince kaliteli ise, esmaları kendimizde net ve pürüzsüz olarak görünür hale getirerek yansıtabiliriz inşallah.
İşte bu ALLAH AHLAKI’yla ahlaklanma veya ALLAH’IN AYİNESİ olmaktır inşallah.
En doğrusunu Allah bilir.
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın.
Ey Alemlerin Rabbi olan Sevgili Rabbimiz! Bütün isimlerinin hakkı için, bizi bütün isim ve sıfatlarına eriştirip, hepsini hayatımıza hayat yaparak yaşamayı ve bize pürüzsüz ayinen olmayı lütfedip nasip eyle, ne olur. Ey Alemlerin Rabbi olan Yüce Rabbimiz, biz bunu istiyor, bunun için çaba sarf ediyor ve bunu yaşamaya çalışıyoruz ama, biz çok aciz ve çok fakiriz buna gücümüz yetersiz, ne olur bizi affet ve bizi Seninle yaşat lütfen.
__________________
Click the image to open in full size.

İstediğin kadar inançlıyım de,
namaz kıl,
sadaka ver ;
Umut verip, güven aşılayıp,
yarı yolda bıraktığın insanın
gönül sadakasını her iki dünyada da veremezsin....
Mevlana

YA BAKİ ENTEL BAKİ.
“İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi”

Click the image to open in full size.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 11-07-09, 11:24
güller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
güller güller isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Nerden: Bu zaman imanı kurtarma zamanıdır.
Mesajlar: 12.380
Teşekkür etmiş: 8.568
5.433 konudan, toplam 9.243 Teşekkür almış
Standart celalden celal silsilesi tecelli ettiği gibi, bu iki sıfattan dahi cemal silsilesi tecelli ediyor.

Click the image to open in full size.Lafza-i celalden celal silsilesi tecelli ettiği gibi, bu iki sıfattan dahi cemal silsilesi tecelli ediyor. Evet her bir âlemde emr u nehiy, sevab u azab, tergib u terhib, tesbih u tahmid, havf u reca gibi pek çok füruat, celal ve cemalin tecellisiyle tese

Nur Külliyatında bir İlâhî saltanat çokça nazara verilir: Saltanat-ı Rububiyet.
Fatiha Suresinde Allah, “Rabbül âlemin” olarak tanıtılır. İşte saltanat-ı rububiyet, “bütün âlemleri bütün fertleriyle ancak Allah’ın terbiye etmiş olması” saltanatıdır. Terbiye gören bu varlıkların da, bir gurup insan dışında, tümü Allah’ın emir ve yasaklarına son derece itaat ederler.
“Bir sultan, itaat edenlere mükâfat ve isyan edenlere de mücazat etmezse, saltanatı inhidama yüz çevirir. Ve keza bir sultanın sağında lütuf ve merhamet ve solunda kahr ve terbiye lâzımdır.” (Mesnevî-i Nuriye)
İşte, bu mükâfat ve ceza, kahır ve lütuf kelimeleri, bizi cemal ve celâl tecellilerine götürür.
Dünyanın başını nöbetle saran “ışık ve karanlık”, bu tecellilerin her gün şahit olduğumuz iki misalidir. Işıktaki cemâl tecellisiyle gönüller sürurla dolar, karanlıkta ise ruhları bir korku sarar.
Dünyanın günlük seyahatinde görülen bu tecelliler yıllık seyahatte de bir başka şekilde karşımıza çıkarlar. Güz mevsiminde bütün yaprakların sararıp dökülmesi ve kışın yeryüzünün karlarla kaplanması, yeşil namına, çiçek namına bir şeyin görünmez olması bir celal tecellisi olduğu gibi, bahar mevsiminde çiçeklerin açması, yaprakların meydana çıkması, havanın ılıması bir cemal tecellisidir.

Lafza-i celalden celal silsilesi tecelli ettiği gibi, bu iki sıfattan dahi cemal silsilesi tecelli ediyor. Evet herbir âlemde emr u nehiy, sevab u azab, tergib u terhib, tesbih u tahmid, havf u reca gibi pek çok füruat, celal ve cemalin tecellisiyle teselsül ede gelmektedir.” (İşarat-ül İ’caz)
Lafza-i celâl olan Allah, bütün sıfatları ve isimleri mânâsında toplar. “Sonsuz kudret, mutlak irade, evveli ve ahiri olmayan zatî bir hayat, her şeyi ihata etmiş bir ilim, bütün sesleri işiten bir işitme sıfatı...” birlikte düşünüldüğünde, insanın kalbinde “azamet, kibriya ve celâl” mânâları hakim olur. Rahmân ve Rahîm isimleri düşünüldüğünde ise insan ruhu, “lütuf, ihsan, kerem” gibi cemal mânâlarıyla dolar.
Besmelede açıkça görülen bu cemal ve celâl tecellileri her şeye ve her hadiseye yayılır.
Bu iki ana tecellinin pek çok füruatı, yani birçok yan dalları vardır. Konunun devamında bu silsilelerden bazı örnekler verilir:
Emir ve nehiyden birincisinde cemal, ikincisinde celâl hakimdir. Allah’ın namaz, oruç gibi bütün emirleri bizim için hem bir İlâhî iltifat, hem de cennetimize birer vesiledirler. Nehiylerde, yani İlâhî yasaklarda ise celâl hakimdir. Ama bu celâl içinde cemal de vardır. Nitekim, yasaklardan sakınmak insanı cennete ulaştırır.
“Evet cemalin gözünde celal ne kadar cemildir, celalin gözünde dahi cemal o kadar celildir.” (Mesnevî-i Nuriye)
Cenab-ı Hakkın cemal tecellileri, özellikle, bir türün bütün fertlerinde birlikte seyredildiklerinde o güzellik içinde bir azamet, bir haşmet de sergilerler. Bir tek çiçekte cemal görünür, ama binlerce çiçeğin kaynaştığı bir çiçek bahçesine girdiğimizde, o güzellik içinde gözler kamaştıran bir azamet tablosuyla karşılaşırız. İşte bu, cemalin gözündeki celâl tecellisidir.
Öte yandan, öyle celâl tecellileri de vardır ki güzelliği gözleri kamaştırır. Güneşin ve okyanusun güzellikleri, celâlin gözündeki cemal tecellilerine misal olabilir.
“İsm-i Celal, alelekser nevilerde, külliyatta tecelli eder. İsm-i Cemal ise mevcudatın cüz’iyatına tecelli eder.” (Mesnevî-i Nuriye)
İşte emirlerdeki cemal, gözlerin görmediği kulakların işitmediği, beşerin kalbine, hatırına gelmemiş bir cenneti meyve vermesi cihetiyle bütün emirler, cemalin gözündeki celâle misal olabilirler.
Öte yandan, yasaklarda celâl tecellisi olmakla birlikte, bu yasaklardan sakınmak insanı yine gözlerin görmediği dehşetli bir azaptan kurtarmaya sebep olacağı için de, her bir yasak, celâlin gözündeki bir cemal tecellisidir.
Diğer örnekler üzerinde de kısaca duralım:
Sevaplar cemal, azaplar celâl tecellisidir.
İyi şeylere teşvik etmek cemal, kötülerden nefret ettirmek celâl tecellisidir.
Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih etmek celâl, kemâl sıfatlarını düşünüp hamd etmek ise cemal tecellisidir.
Üstad hazretleri, bu vecizede özet olarak ders verdiği celâl ve cemal cilvelerini aynı eserin daha sonraki sayfalarında açar ve genişletir. Lütuf ve kahırdan, cennet ve cehennemden, nar ve nurdan, tebşir ve inzardan, havf ve recadan söz eder.
Kâinatı ve insan hayatını kuşatan ikili tecellilerden çoğunlukla birisi celâl, diğeri cemal tecellisidir.
Bunlardan birkaç misal:
Semada celâl hâkimdir, arzda cemal.
İbadette cemal, istianede celâl tecellisi vardır.
Sevgi cemal, korku celâl tecellisidir.
Menfaatleri celp cemalden, zararları def celâlden; hayat cemalden, ölüm celâlden; izzet cemalden zillet celâlden; lütuf cemalden, kahır celalden haber verirler.
Misalleri çoğaltabiliriz.

__________________
Click the image to open in full size.

İstediğin kadar inançlıyım de,
namaz kıl,
sadaka ver ;
Umut verip, güven aşılayıp,
yarı yolda bıraktığın insanın
gönül sadakasını her iki dünyada da veremezsin....
Mevlana

YA BAKİ ENTEL BAKİ.
“İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi”

Click the image to open in full size.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 11-07-09, 11:29
güller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
güller güller isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Nerden: Bu zaman imanı kurtarma zamanıdır.
Mesajlar: 12.380
Teşekkür etmiş: 8.568
5.433 konudan, toplam 9.243 Teşekkür almış
Standart ALLAH'ın cemâli ve rahmeti.

Click the image to open in full size.Click the image to open in full size.
ALLAH'ın cemâli ve rahmeti. Cemâl; lügatte güzel olmak, güzel şekil ve sûret demektir. Ayrıca, herkesin bildiği renk güzelliği ve yumuşaklık anlamına geldiği gibi, her uzvun mizaç ve yaratılışına uygun olan hüküm üzerine olması manasına da gelir. Cemâlullah; cemâl-i hakiki, cemâl-i mutlak, cemâli hak ve cemâl-i ahadiyet şeklinde de ifade edilir.
Cemâl, iç ve dış güzelliğinin adıdır. ALLAH hakkında kullanıldığında; O' nun rahmeti, lûtfu ve bereketi ile tecelli etmesi; merhameti, bağışlayıcı olması düşünülür. Cemâl, ALLAH'ın hoşnutluğu ve lûtfu, yahut bunlarla ilgili sıfatlardır. Bir bakımdan Cenâb-ı ALLAH ın zatına, sıfatlarına ve güzel isimlerine; özellikle lûtuf, rıza, rahmet, nimet, ilim, afv ve ihsanla ilgili sıfatlarına cemâl adı verilir.ALLAH 'ın vahdaniyetine iman edip, güzelliğine gönlünü bağlayan müminler Cennet'te ALLAH'ın cemâlini doyasıya seyredeceklerdir.
"Yüzler vardır ki o gün ışıl ışıl parıldayacaktır. (Onlar) Rablerine bakacaklar. (O'nu göreceklerdir)" (el-Kıyâme, 75/23-24) ayetleriyle, "Güzel amel edenlere daha güzel mükâfat (Cennet), bir de fazlası vardır." (Yunus, 10/26) ayeti, cemâlullah'ın doya doya seyredileceğine delildir.
Ayrıca cemâlullah, iki ayrı şekilde ifade edilmiştir. Birincisi, isim ve sıfatların manaları olmak üzere manevîdir. Bu, Hakk'ın kendisini guhûd etmesine mahsustur. İkincisi, Çeşitleri ve bölümleri ile beraber mahlûkât âlemi olan bu mutlak âlemdir (el-Tehânevî, Keşşâfü Istılâhâti'l-Fünûn, İstanbul 1984, 234-235).
Cemâlullah'a kavuşma;ALLAH'ın emir ve yasaklarına tam anlamıyla uyarak tevhîd akidesine sarılmakla mümkündür.ALLAH'ın cemâli; celâlinden sonra gelir. Onun için mümin kullar ALLAH'ın muhabbetini kalplerine yerleştirmekle nefislerini kötülüklerden arındırır ve ALLAH cemâlini, sevenlerine ihsan eder. Görüldüğü üzere cemâlullah'a kavuşma; tevhidi kavramak ve ALLAH dışında her şeye hayır diyebilenlerin hakkıdır. Ehl-i Sünnet akidesine göre; müminler cemâlullah'ı Cennet'te göreceklerdir. sevgisi dışında kalan her şeyi kalblerinden uzaklaştırırlar. İşte o zaman cemâlullah'a kavuşmaları mümkün olur
__________________
Click the image to open in full size.

İstediğin kadar inançlıyım de,
namaz kıl,
sadaka ver ;
Umut verip, güven aşılayıp,
yarı yolda bıraktığın insanın
gönül sadakasını her iki dünyada da veremezsin....
Mevlana

YA BAKİ ENTEL BAKİ.
“İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi”

Click the image to open in full size.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 11-07-09, 11:34
güller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
güller güller isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Nerden: Bu zaman imanı kurtarma zamanıdır.
Mesajlar: 12.380
Teşekkür etmiş: 8.568
5.433 konudan, toplam 9.243 Teşekkür almış
Standart Celal ve cemal :

Click the image to open in full size.
Celal ve cemal :

Allahın isimleri, celali ve cemali olmak üzere 2 kısımdır. Celali isimler, şiddet, öfke, ceza, azamet, büyüklük ifade eder, cemali isimler ise, lütuf, ihsan iyilik, güzellik ifade ederler.

Bu isimler zahiren birbirine zıt gibi görünürken - muhyi ve mümit gibi - hakikatte birbirlerini tamamlarlar. Mevlana bu hususta şöyle demiştir : "Nehir kenarında elbise yıkayanlardan birisi elbiseleri alır ıslatır, diğeri de ıslanmış bu elbiseyi alır, kurutur. Bunlar her ne kadar zahirde birbirine zıt işler yapıyorsa da hakikatte aynı işi yapmaktadırlar."
__________________
Click the image to open in full size.

İstediğin kadar inançlıyım de,
namaz kıl,
sadaka ver ;
Umut verip, güven aşılayıp,
yarı yolda bıraktığın insanın
gönül sadakasını her iki dünyada da veremezsin....
Mevlana

YA BAKİ ENTEL BAKİ.
“İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi”

Click the image to open in full size.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 11-07-09, 11:55
güller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
güller güller isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Nerden: Bu zaman imanı kurtarma zamanıdır.
Mesajlar: 12.380
Teşekkür etmiş: 8.568
5.433 konudan, toplam 9.243 Teşekkür almış
Standart

Click the image to open in full size.

CEMÂLULLAH
Cennet'te duygular tatmin olunca,
Herkes rahat, herkes huzur bulunca, Gözler, gönüller, nefisler doyunca,
Eşler karşılıklı mutlu olunca,
Ve tüm zevkler en doruğa çıkınca,
Cennet nimetleri tamam olacak.
Ama ruhlar, yine garip kalacak!
Ancak Cemâl ile tatmin olacak.
ALLAH yiyiniz, içiniz diyecek,
Ne dilerseniz vereyim diyecek.
Nefisler, bedenler yeter diyecek,
Bütün nimetlerin tamam diyecek.
Ruhlar bu hitaba aşık olacak,
Hem bedeni, hem Cennet'i aşacak.
Seni isteriz, seni diyecekler,
Göster bize cemâlin diyecekler.
Madde ötesi varlık olan ruhlar,
Madde ile nasıl tatmin olsunlar?
Cennet ruhlara yetersiz kalacak,
Onlar ALLAH aşkı ile yanacak.
ALLAH, mü'minlere hitap edecek,
Kullarım sizden razıyım diyecek.
Ruhlar ve gönüller daha coşacak,
ALLAH'ın aşkı onları yakacak.
Ya Rab! seni isteriz diyecekler,
Göster bize cemâlin diyecekler.
O an Cennet'i bir nûr kaplayacak,
Ama o nûr, başka bir nûr olacak. Cennetlerde ruhsal feyiz olacak,
Tüm mü'minler ALLAH diye yanacak. Ruhlar, Cemalullah ile yanarken,
Mevlam! seni isteriz, seni derken,
Rabbü'r-Rahîm'den selamlar gelecek, ALLAH kullarına selam verecek.
Bu selamı tüm duygular duyacak,
Hücreler tek, tek selamı alacak.
Bu selamla Cennet ehli coşacak,
Güzel Cennet, daha güzel olacak.
Ruhsal zevkler maddeleri aşacak,
Cennet ehli gerçek aşkı tadacak.
Aşkla yanan gönüller yalvaracak,
''Len terânî'' ye razı olmayacak.
Gönüller Tûr-i Sîna'yı aşacak,
Ve makamı mi'rac'a ulaşacak.
Ruhlar, yana, yana kemal bulunca, Velayet makamları aşılınca,
Gönüller cennetlerden arınınca,
Ruhlar yalnız ALLAH diye yanınca,
Ruhsal seyr-u sulûk tamamlanınca, Manevi perdeler tek tek kalkacak! Aşıklar, maşûkuna kavuşacak.
__________________
Click the image to open in full size.

İstediğin kadar inançlıyım de,
namaz kıl,
sadaka ver ;
Umut verip, güven aşılayıp,
yarı yolda bıraktığın insanın
gönül sadakasını her iki dünyada da veremezsin....
Mevlana

YA BAKİ ENTEL BAKİ.
“İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi”

Click the image to open in full size.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 11-07-09, 12:20
güller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
güller güller isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Nerden: Bu zaman imanı kurtarma zamanıdır.
Mesajlar: 12.380
Teşekkür etmiş: 8.568
5.433 konudan, toplam 9.243 Teşekkür almış
Standart Zerre kâinatı hikmetle dokur

Click the image to open in full size.
Zerre kâinatı hikmetle dokur

"Sâniyen: Sâni-i Hakîm anâsırı tahrik edip tavzif ederek (onlara bir ücret-i kemâl hükmünde) mâdeniyât derecesine çıkarmasıyla ve mâdeniyâta mahsus tesbihâtları onlara bildirmesiyle; ve mâdeniyâtı tahrik ve tavzif edip nebâtât mertebe-i hayatiyesinin makamını vermesiyle; ve nebâtâtı rızık ederek tahrik ve tavzif ile hayvanât mertebe-i letâfetini onlara ihsan etmesiyle; ve hayvanâttaki zerrâtı tavzif edip rızık yoluyla hayat-ı insaniye derecesine çıkarmasıyla; ve insanın vücudundaki zerrâtı süze süze tasfiye ve taltif ederek tâ dimâğın ve kalbin en nâzik ve latîf yerinde makam vermesiyle bilinir ki, harekât-ı zerrât hikmetsiz değil, belki kendine lâyık bir nevi kemâlâta koşturuluyor."
Varlıklar alemindeki bütün unsurlar birbiriyle alakadar şekilde yaratılmıştır. Her şey her şeyle irtibatlıdır. Kâinatta sürekli bir dönüşüm vardır. Zerre, güneşle irtibatlıdır ve kâinat çarkları dönerken zerreden güneşe doğru bütün varlık mertebelerinden geçen bir yolculuk içindedir. Alem, her adımda bir kemal ile nihai noktada bir kemal noktasına doğru iç içe gidişler, değişimler ve dönüşümler zeminidir. Her adımdaki kemal, o noktaya ulaşmanın ücreti gibidir. Zerre, önce atom şeklindedir, sonra elementlere, ardından taşlara, topraklara, kayalara ve madenlere dönüşür. Sonra mineraller ve vitaminler, organik maddeler oluşur. Bundan sonra hücreler ve bunların organlaşması ile bitkiler, hayvanlar ve insanlar düzeyinde kemal noktaları ortaya çıkar.
Kâinatın başlangıç anından günümüze nihai kemale doğru bu gidişi Asr-ı Saadette zirveye ulaşmış ve o kemal noktasında insanlık şahsiyet-i Muhammediye (a.s.m.) şeklinde tamamlanma seyrinde gibidir. Her unsur kendinden sonraki kemal basamaklarında, kendinden öncekilerle birlikte bulunur. Her kemal noktası, öncekilerin fihristesi ve bütünü gibidir. Nihai noktada ise tüm unsurlar bütünlük halinde mevcut olmalıdır. Bu iç içelikler, dönüşümler, değişimler ve başkalaşımlar içinde manalar dokunur ve mülkün kemali melekût, eşyanın kemali esmâ, maddenin kemali mana olduğu için, varlık aleminde maddi kemal noktası olan insana doğru rızık etrafında ve hayatla meyiller, arzular, iştahlar gibi çevirici faktörlerle bir dönüş hali vardır. Yükselen mertebelerde manaya doğru bir dönüşüm ve ruha yönelmekle bir letafet kazanılır. Varlığın kemal noktası, gerçek letafet hali en nihai maddi mertebe olan insan ruhunda manaya dönüşmek olmalıdır. O yüzden, maddenin nihai kemal noktası insan, insaniyetin kemal noktası nübüvvet ve nübüvvetin nihai kemali Hz. Muhammed (a.s.m.) olmalıdır. Çünkü her şey anlamını nübüvvetle ve en mükemmel şeklini O'nda bulmuştur.
Kâinat manaları hasıl etmek için çarklarını çevirirken, bu çarkların dönüşünden hasıl olan insan ve onda anlam bulan, onu ve diğer bütün varlıkları anlamlandıran ruh varlığın aslı ve özü olmalıdır. Bu çarkların dönüşüyle ortaya çıkan hasılat, kâinat fabrikasının ürünü esmâdır. Bütün gayret, işleyiş ve dönüşler esmâyı üretmek yani ruh ayinelerinde ifade etmektir.
Varlık aleminin işleyişi, maddi boyotu ile mülk yönüne bakıldığında zerre etrafında dönmektedir. Zerre, temel yapı taşı ve her şeyin ifade edildiği kalemin ucudur. Her şeyde, her ifadede, her işleyişte vardır. Kimi zaman zerre, kimi zaman element, kimi zaman hücre, kimi zaman bitki, kimi zaman hayvan ve imanla bütünleşmişken bunların hepsi yani insandır. İnsan bedenine girmiş zerre ise beden çarkları içinde dönerek ve imbiklerden süzülerek tasfiye olur, letâfet kazanır. Beden çarklarının, karmakarışık insan mekanizmasının en büyük mahsulatı duygular, düşünceler, sanatlar ve manalardır. Zerre bu zeminlerde de görev alır; kimi zaman akıl, kimi zaman dimağ ve her şeyin merkezindeki kalp gibi en latif alanlarda rol alır. Akıl almaz ve kalbe sığmaz güzellikler, duygular, incelikler, sanatlar ve varlık alemindeki mana ahengi zerrelerin tahavvülatında en mükemmel mahsulatıdır. Bu mahsulatın kemal noktası ise, marifetullah ve nihayetinde muhabbetullah olmalıdır. Zerrelerdeki bütün kaynaşmaların nihayeti hem varlık aleminin başlangıcından günümüze, hem de her bir varlık tablosunda insan olmuştur ve bu yönde tahavvülat devam etmektedir. İnsanlığın en güzel meyvesi duygular, düşünceler, her türlü inceliğin zemini sanatlar yani ondan hasıl olan manalardır. Manalar ise harfî oldukları ölçüde, asıl sanatkarı ifade ettikleri boyutta asıllarına ve özlerine yönelmiş olurlar. Her şeyin aslı ve özü, o halde marifetullah ve muhabbetullah ve nihai kemali cemalullah olsa gerektir.
İşte, zerre kâinatı ve onun fihristesi insanı dokur, insan ise esmâ okur. Bu okumaların neticesi ruhunda muhteşem manalar dokur ve ruhların oluşturduğu mana zemini muhabbetlerden oluşmuş muhteşem bir kilim olur. Bu güzellikler ervah aleminde en güzel şeklini güzellikler sahibi ve güzelliğin asıl kaynağı Sâni-i Zülcelal'in cemalinde ve kemalinde bulur. Varlıkta yansıyan, gölgeler ardında, perdeler arkasında gözüken de O olmalıdır. Bütün bu dokumaların en mükemmel şekliyle gerçekleşmesi telaşı ile çırpanın zerrelerin tahavvüllerinde hikmet bulmamak için hikmetin zerresinden haberdar olmamak gerektir.
__________________
Click the image to open in full size.

İstediğin kadar inançlıyım de,
namaz kıl,
sadaka ver ;
Umut verip, güven aşılayıp,
yarı yolda bıraktığın insanın
gönül sadakasını her iki dünyada da veremezsin....
Mevlana

YA BAKİ ENTEL BAKİ.
“İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi”

Click the image to open in full size.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 11-07-09, 12:36
güller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
güller güller isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Nerden: Bu zaman imanı kurtarma zamanıdır.
Mesajlar: 12.380
Teşekkür etmiş: 8.568
5.433 konudan, toplam 9.243 Teşekkür almış
Standart

’Faniyim,fani olanı istemem
Acizim,aciz olanı istemem,
Ruhumu rahmana teslim eyledim,
Gayr istemem..,
İsterim ,fakat bir YAR-I BAKİ isterim,
Zerreyim fakat,
Bir ŞEMS-İ SERMED isterim..,
HİÇ-ender HİÇİM fakat,
Bu mevcudatı umumen isterim..




Muhabbetullah
Kelime anlamı Allah sevgisi demek olan muhabbetullah, İslâm dîninin en mühim maksadıdır. Günde beş defa kılınan namazlarda çok kereler Allahü teâlâ zikr edilerek (hâtırlanarak) kalp kuvvetlendirilmektedir. Kalbin ve rûhun kuvvetlenmesi, sevgiliye (Allahü Teâlâya) kavuşmaya sebep olur. Allahü teâlâ, âyetleri, tesbihleri ve duâları okuyanları severim ve onlara çok sevap veririm buyuruyor. Muhabbetullah ve sevap kazanmak adına okunan ve yapılan şeyler, güç olsalar da îmânlı kimselere kolay ve tatlı gelir. (1)

İnsan, ebed için yaratılmış bir varlıktır. Yaratılış itibariyle insanın kalbinde şu kainatın Halıkına, cemâle ve kemâle karşı hadsiz muhabbet etmek, ihsâna karşı sevmek vardır. Cemâl, kemâl ve ihsânın derecelerine göre muhabbeti ziyadeleşir. Aşkın en son derecesine kadar gider. Buna karşılık Cenab-ı Hakk’ın da hadsiz bir muhabbeti vardır. Bütün kainattaki güzel ve süslü sanat eserleriyle kendini hadsiz bir suretle sevdirdiği gibi, buna sevmek ile karşılık veren şuur sahibi mahlukatı da sever.
Cenab-ı Hakk’ın kemâlâtı, faziletleri ve güzel isimlerinin bütün mertebeleri, hakiki kemâlât olduklarından bizzat sevilirler. İnsan, hakiki sevgili olan celal sahibi Zatın, hakîki kemâlât, sıfat ve isimlerinin güzelliklerini O’na layık bir tarzda sever. Hem o kemâlâtın aynaları olan sanatlarını ve mahlûkâtının güzelliklerini sever, muhabbet eder. Habibini ve onun arkasında olanları da sever. (2)
Cin ve insanların en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, Marifetullah (Allah’ı tanıma ve bilme) içindeki Muhabbetullahtır. İnsan ruhu ve kalbi için hakiki saadet, halis sürur, şirin nimet ve sâfî lezzet, elbette Marifetullah ve Muhabbetullahtır ve beşer ruhu için en hâlis sürur ve insan kalbi için en sâfi sevinç, o Muhabbetullah içindeki ruhani lezzettir. Cenab-ı Hakk’ı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, nurlara, sırlara ya manevî olarak veya bizzat mazhardır. O’nu hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete, elemlere ve evhama mânen ve maddeten müptelâ olur.. (3)
Muhabbet ayağıyla Marifetullaha teveccüh eden zatlar, şüphelere ve itirazlara kulak vermezler. Binler şeytan toplansa, onların hakiki mahbûblarının kemâline işaret eden bir emareyi, onların nazarında iptal edemez. Eğer muhabbet ayağı olmazsa, o vakit kendi nefisleri, şeytanları ve hâricî şeytanların ettikleri itirazlar içinde çırpınıp boğulacaklardır. Kendilerini kurtarabilmeleri için kahramancasına bir metanet, bir iman kuvveti ve dikkatli bir nazar lazımdır. İşte bu sırra binaen, bütün velâyet mertebelerinde Marifetullahtan gelen muhabbet, en mühim mâye ve iksirdir. Fakat bu muhabbetin iki tehlikesi vardır: Birisi; kulluğun sırrı olan niyazdan, tevâzudan naza ve davaya atlar. Ölçüsüz hareket eder. Allah’ın yarattığı şeylere teveccühü, Allah hesabına olmaktan ziyade, varlıkların kendi hesaplarına olmasıyla ilaç iken zehir olur. Yerinde sarf olunmayan gayr-i meşru muhabbetlerin cezası ise, merhametsiz bir musibettir. (4) Bir diğeri de; en evvel sebepleri sever ve bu muhabbetini Allah’ı sevmeye vesile yapar. Bu kısım muhabbetle muhafaza sağlanamaz, dağılınır, helâkete sebep olunur. Allah’a vasıl olsa bile noksan olur. (5)
Ezelî Mahbûbun bir zerre muhabbeti, bütün kainata bedel olabilir. Kainat onun bir cüz’î muhabbetinin tecellisine bedel olamaz. İlâhi muhabbetin tecellîsinde ve o muhabbet şarâbında, herkes istidadına göre mesttir. Malûmdur ki, her kalp, kendine ihsan edeni sever ve hakikî kemâle muhabbet eder ve ulvî cemâle meftun olur. Kendiyle beraber sevdiği ve şefkat ettiği zatlara dahi ihsan edeni daha pek çok sever. Her bir isminde binler ihsan defineleri bulunan ve bütün sevdiklerimizi ihsânâtıyla mes'ud eden ve binler kemâlâtın menbaı, binler cemâl tabakatının medarı ve bin bir esmâsının müsemmâsı olan Cemîl-i Zülcelâl ve Mahbub-ı Zülkemal’in ne derece aşk ve muhabbete lâyık olduğu ve bütün kâinat O’nun muhabbetiyle mest ve sergerdan olduğu açıktır. İşte şu sırdandır ki, Vedûd ismine mazhar bir kısım evliya, "Cenneti istemiyoruz. Bir lem'a-i muhabbet-i İlâhiye ebeden bize kâfidir." demişlerdir. Hem ondandır ki, hadiste geldiği gibi, "Cennette bir dakika rüyet-i cemâl-i İlâhî, bütün Cennet lezâizine fâiktir." (6) denilmiştir.
Dünyanın Cenab-ı Hakk’ın esmasına , ahirete ve insanın hevesatına bakan üç yüzü vardır. İlk iki yüzü gayet güzeldir; nefrete ve tahkire değil, aşka ve muhabbete lâyıktır. Marifet ehli, Cenâb-ı Hakk’ın marifetine, muhabbet ve ibadetine sed çektiği için dünyayı tahkir etmişlerdir. Habibullah Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde; “Kim muhabbetullahı, kendi muhabbetine tercih eder, üstün tutarsa, Allahü teâlâ, halktan gelen meşakkat ve sıkıntılar husûsunda ona kâfi gelir.” buyurmaktadır. (7)
Bir insan, Allah’ı ve peygamberi düşünmeden bütün güzel olan şeylere muhabbet edebilir. Ama bu muhabbet, Muhabbetullah’a vesile değil, perde olur. Ancak Yaratıcıya bakan manaları ile olursa, Muhabbetullah’a vesile olur. Ona da belki cilvesidir denilebilir. (8)
Muhabbetullah, Sünnet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâma uymayı gerektirir. Çünkü Allah'ı sevmek, O’nun marziyını yapmaktır. Marziyâtı ise, en mükemmel bir surette zât-ı Muhammediyede (a.s.m.) tezahür ediyor. (9) Bu nedenledir ki, eğer insanın Allah’a muhabbeti varsa, Habibullah’a uymak zorundadır. Uymadığı takdirde Allah’a muhabbeti yok demektir. Cenab-ı Hakk’a iman eden elbette O’na itaat edecek ve itaat yolları içinde en makbulü, en müstakimi ve en kısası şüphesiz olan Habibullah’ın gösterdiği yolu takip edecektir. (10)

Özetle söylemek gerekirse, Allah’ı sevmenin yolu, Habibullahı sevmekten ve Onun Sünnetine uymaktan geçmektedir.

1-İmâm-ı Gazâlî, Dini Terimler Sözlüğü www.sozlux.info/Muhabbetullah-nedir
2-Nursî, Said, Sözler, s: 658, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul
3-Nursî, Said, 1994, Mektûbât, s: 218, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul
4-Nursî, Said, 1994, Mektûbât, s: 434,435, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul
5-Nursî, Said, 1994, Mesnevî-i Nûriye, s: 63, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul
6-Nursî, Said, Sözler, s: 373-375, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul
7-Râmûzü’l-Ehâdîs
8-Nursî, Said, 1994, Mektûbât, s: 435, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul
9-Nursî, Said, Lem‘alar, 11. Lem‘a 10. Nükte, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul
10-Nursî, Said, 1976, Lem‘alar, s: 47, 51,52,53, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul

kadiraytar@risalehaber.com.
__________________
Click the image to open in full size.

İstediğin kadar inançlıyım de,
namaz kıl,
sadaka ver ;
Umut verip, güven aşılayıp,
yarı yolda bıraktığın insanın
gönül sadakasını her iki dünyada da veremezsin....
Mevlana

YA BAKİ ENTEL BAKİ.
“İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi”

Click the image to open in full size.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:56 .

Designed by: vBSkinworks
Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Ad Management plugin by RedTyger