Geri git   HAKIKAT DAMLALARI > :: Tarih > Cumhuriyet Tarihi

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 29-10-09, 09:22
güller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
güller güller isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Nerden: Bu zaman imanı kurtarma zamanıdır.
Mesajlar: 12.028
Teşekkür etmiş: 8.331
5.245 konudan, toplam 8.903 Teşekkür almış
Arrow Mehter takımı, nedir önemi,tarihi,nasıl kuruldu?

MİLLÎ MÜCADELE'NİN İLK MEHTER TAKIMI NASIL KURULDU?"Mehter Takımı'nın ruhlarda uyandırdığını gördüğüm şevki¸ böyle hislere en çok muhtaç olan Ankara'ya götürmeyi düşündüm. Bunu¸ muhtemel tepkileri göze alarak yerine getirdim. Diyebilirim ki Ankara o güne kadar böylesine coşkun hava yaşamamıştı. Belki mevcutla iktifâ eden (yetinen)¸ fakat aslına sadık kalarak düzenlenmiş mehterin¸ Büyük Millet Meclisi önünden geçişi hadise oldu."

Click the image to open in full size.
Millî Mücadele Dönemi'nde¸ aydın¸ okumuş ve kültürlü nesiller ile dindar halk kesimlerinin bağımsızlık hareketine inanmaları ve desteklemelerinde¸ çevrenin itibar ve güvenini kazanmış müderrisler ve diğer din adamları zümresinin¸ bu dinî-millî davaya gönülden inanıp bağlanması¸ çaba gösterip rehberlik etmesi¸ bir delil ve dayanak olarak mühim rol oynamıştır.
Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa¸ bu tarihî hakikate şöyle temas etmiştir: "Muhitlerinde¸ hiçbir başka şahsiyetin sahip olamayacağı hürmet ve muhabbete sahip olan Hocaefendiler bir ellerine silâhlarını¸ öteki ellerine seccadelerini alarak bir din adamının vatanı uğruna omuzlayacağı en mukaddes vazifelerin ardı ardına örneklerini verdiler… Yer yer başlamış olan karşı koymaların başında din adamlarının olması¸ işgalcilerin buralarda halkın mukavemetini kıramayacaklarının en sağlam delili sayılmıştır… Hocaların toplayabildikleri faal kuvveti hiçbir zaman aşamamıştık. Tanınmış ulemaya halktaki hürmet¸ onları yaşlarına rağmen ellerinde silâh¸ at üzerinde dağ bayır didinirken gören halkta¸ ayrı kalmanın affedilmez sorumluluğuna katlanabilecek kimse bırakmamıştı."
Bu anlamda¸ milletin özünde ve ruhunda potansiyel olarak her zaman mevcut olagelmiş olan manevî kuvveti¸ direnme gücünü¸ mücadele azmini¸ hür yaşama ümit ve duygusunu yeniden uyandırıp körüklemede¸ millî ve dinî hisleri Kurtuluş Savaşı'na kanalize edip ortak gaye etrafında kenetleyerek tekrar şaha kaldırmadaki eşsiz hizmet ve katkılarından ötürü¸ müderrislerin ve topyekûn ulema zümresinin Millî Mücadele'nin doğuşu ve zafere ulaşmasında fevkalade önemli bir yere sahip olduğu inkârı imkânsız tarihî bir gerçektir. Mustafa Kemal Paşa'nın şu sözü¸ bu tespitin tarihi bir nitelik ve gerçeklik kazanmasındaki en mühim kilometre taşlarındandır: "(Halk) hakiki vaziyeti anlamamışlardı. Fikirlerde karışıklık vardı. Dimağlar âdeta durgun bir haldeydi… (Din adamları) hakikati halka izah ettiler… Doğru yolu gösteren vaaz ve nasihatlerden sonra herkes çalışmaya başladı."
Başta müderrisler olmak üzere genel anlamda din adamlarının Kurtuluş Savaşı'na olan fikrî ve fiilî¸ maddî ve manevî yeri doldurulmaz gayret ve katkıları hakkında Kilikya Garp Mıntıkası Genel Kumandanı Sinan (Tekelioğlu) Paşa'nın şu tespit ve müşahedeleri büyük ışık tutmaktadır: "Maddî imkânların yok olduğu yerde insanların yapılmaz zannedilene el atabilmesi¸ ancak ruh ve iman kudreti ile mümkün oluyor. Bunu da halkta meydana getirebilen tek kaynak¸ din uleması idi. Bu sözcüğe¸ müftüden en ücra köydeki imama kadar hepsi dâhildi. Bilhassa köylerde yorgun¸ savaştan bıkmış¸ belirli yaş haddi içinde erkek nüfusunu kaybetmiş halkı¸ yeni bir mücadelenin imkânına ve zaruriliğine inandıracak tek kudret¸ din adamları idi. Onlar sadece telkin ve aydınlatma ile kalmadılar¸ ellerine silâh da aldılar¸ yaşlarına ve itiyatlarına (alışkanlıklarına) rağmen en tehlikeli mevzilerde¸ harbi sanat edinmiş meslekten askerlerde hayranlık uyandıracak cesaret ve azimle dövüştüler. Din bilginleri¸ bizim kuşkuya düştüğümüz ve halka kabul ve tatbik ettirmede zorluğa uğradığımız her mevzuda yardımımıza koşup güçlükleri çözdüler."
Aynı hakikatle ilgili¸ Kilikya Cephesi kumandanlarından Kemal (Doğan) Paşa da hatıralarında¸ yerinde yaptığı gözlemler istikametinde¸ ulema sınıfının¸ âdeta "bir elinde silâh¸ öteki elinde seccade" olduğu halde vatan savunması uğrunda omuzladıkları mukaddes dava ve çabalar hakkında şu müthiş değerlendirmelerde bulunmuştur: "Adana¸ Mersin¸ Urfa¸ Antep¸ Maraş ve buralara bağlı yerlerdeki Türkler¸ sarıklı olsun olmasın¸ hatta resmî vazifesi bulunsun bulunmasın¸ "hoca" olarak umumî şekilde ifade edilen ulemanın tesiri altında idiler. Bu mıntıkada¸ muayyen (belirli) maksatla teşkilat yapabilmenin ilk şartı¸ bunu din adamlarına benimsetebilmek ve onları davanın safına alabilmek mecburiyeti idi. Şükran ve minnetle kaydetmek icap eder ki bu vatan vazifesini bizim ulemamız¸ ancak şahit olanların inanabilecekleri vecd (coşku) ve heyecan içinde yerine getirmişlerdir. Birçok yerde¸ bizlere vazife bırakmadan teşkilat işinin başına geçmişler¸ fiilî olarak çarpışmalara katılmışlar¸ birçoklarının ileri yaşına¸ meslek ve meşreplerinin silâhlı mücadele olmamasına rağmen¸ hepimize numune olacak besalet (yiğitlik) ve şecaat (kahramanlık) göstermişlerdir."1

Mehter Takımının Kurulmasına Müderris Abdullah Azmi'nin Katkısı

1920 yılı Temmuz ve Ağustos ayları¸ Millî Mücadele tarihinin¸ üst üste acı olayların âdeta resmigeçit yaptığı en bunalımlı dilimlerindendir. Bu dönemde¸ Mudanya¸ Edremit¸ İzmit¸ Tekirdağ¸ Lüleburgaz ve daha da mühimi Edirne ve Bursa Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir. Hele de Bursa'nın işgali tam bir felaket olmuş¸ tüm ülkeyi ve bilhassa TBMM'yi derinden sarsmış ve yasa boğmuştur. Millet Meclisi'nde¸ bu hazin olayın anısına kürsüye siyah örtü serilmiş ve Bursa'nın işgalden kurtulmasına kadar kaldırılmaması gözyaşları içinde kararlaştırılmıştır. Üstüne bir de Sevr Antlaşması'nın imzalanmasıyla¸ milletimizin idam fermanının hazırlanması ve Osmanlı Devleti'nin siyasi bağımsızlığına son verilmesi¸ bütün bu felaketlerin üzerine tuz biber ekmiştir.
İşte tüm bu karanlık tabloya ve kötü gidişata rağmen Millî Mücadele hareketinin hedefinden zerrece sapmayıp yoluna devam etmesi ve ayakta kalması¸ Anadolu'nun yetiştirdiği sayısız kahramanın varlığıyla mümkün olabilmiştir.
Varlığımızın teminatı bu kahraman kişilerden üçü de¸ geleceğin albaylarından ve Niğde milletvekillerinden¸ 20 yaşındaki Mülâzım-i Sâni (Asteğmen) Halil Nuri (Yurdakul) Bey ile onun can yoldaşları olan Müderris Abdullah Azmi ve Yunuszâde Vehbi Efendiler idi.
Garp Cephesi ve Kuvayı Milliye Genel Kumandanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa hatıralarında¸ Halil Nuri Bey'in emrindeki "Nazifpaşa Müfrezesi" ile birlikte Nazifpaşa-Bozhüyük-Pazarcık hattındaki olağanüstü kahramanlıklarından büyük övgüyle söz etmiştir.
Halil Nuri Bey'in¸ adının tarihe geçmesini sağlayacak Kurtuluş Savaşı'ndaki esas büyük hizmeti¸ Millî Mücadele'nin ilk "Mehter Takımı"nı tarihe sığmaz gayret ve fedakârlıklarla kurmasıdır.
İlk Mehter Takımı'nı nasıl oluşturduğunun¸ bu uğurda hangi girişimlerde bulunduğunun serüvenini ve Müderris Abdullah Azmi ve Yunuszade Vehbi Efendilerin olayla ilgisini Halil Nuri Bey bizzat şöyle hikâye etmiştir:
"Eskişehir'de iken¸ ismini ve şahsiyetini duyduğum Müderris Abdullah Azmi Efendi'yi ziyaret ettim. Bu zat¸ Osmanlı Mebusan Meclisi'nde mebus idi. Muhitte çok seviliyor ve tanınıyordu. Arzu ve gayemi anlattım¸ şu cevabı verdi:
– Eğer Ankara'ya Meclis'e iştirak etmeye mecbur olmasam beraberinde gelirdim. Buraya da aynı maksatla¸ teşkilat için geldim. Şimdi sana gideceğin muhitte tanıdığım hocalara ismen¸ birkaç da ismi açık¸ mektup vereceğim. Hizmetinde fayda umduklarına verirsin. Yese (karamsarlığa) kapılma¸ fütura (korkuya) düşme… Cenabı Hak bu milleti kederde bırakmayacaktır. Paran var mı?
Sorusuna cevap beklemeden bana 200 lira verdi. Bu miktar¸ o günün ve bizlerin sahip olduğu imkâna göre büyük para idi. Bu muhterem ve âlicenap (cömert) insan varını yoğunu verirken¸ daha fazlasını temin edemediğinin üzüntüsü içindeydi.
– Çok yetersiz bir miktar ama mevcudumun hepsi bu!"
İleride Şer'iye Vekâleti ve Eskişehir Milletvekilliği gibi önemli bir makama gelecek olan bu muhterem müderris efendinin verdiği para ile mehter takımını kurmayı başaran Halil Nuri Bey¸ o karanlık günlerde bunun ne anlam ifade ettiği ve hangi maksatlara hizmet ettiği hakkında da şu malumatı vermiştir:
"Halkın ümitsizliği yenebilmesi için en çok muhtaç olduğu varlığın¸ tarihî rabıtalar (bağlar) olduğunu anlamıştım. Gönülleri harekete geçirmek gerekiyordu. Akıncılık tarihimizin ve fetihler devrimizin yol açıcısı olan mehteri¸ o mütevazı şartlar içinde kurmayı düşündüm.
Abdullah Azmi Efendi'nin verdiği tavsiyelerle Nazifpaşa-Pazarcık-Bozhüyük'te¸ din adamlarının gayreti ve yardımı ile kuvvet toplamış¸ ilk cepheyi kurmuş¸ düşmanı üzerime çekerek asıl maksadından uzaklaştırmış¸ 20. Kolordunun bu havaliye esaslı kuvvet yığmasını temin etmiştim.
O günün şartları içinde kimsenin düşünmediği¸ ama gerçekleşmesi halinde büyük neticeler vereceğine inandığım manevî kuvvetin şahlanmasına döndüm. Hocanın varını yoğunu teşkil eden parasıyla böyle bir eser vücuda getirerek¸ ona minnetimi de ödemek istedim."

Yunuszâde Vehbi Efendi'nin Rolü

Halil Nuri Bey'in¸ genç yaşına ve mütevazı rütbesine rağmen fedakârca gayret ve hizmetleri çevredeki müderris ve din adamları tarafından takdirle karşılanmış ve birçoğu kayda değer yardımlarda bulunmuşlardı. Bunların önde geleni de Bolvadinli Müderris Yunuszâde Vehbi Efendi'ydi. Onun kendisine verdiği destek ve Mehter Takımı'na katkısıyla ilgili¸ Halil Bey¸ şu mühim satırları tarihin hafızasına kaydetmiştir:
"Çevrede nüfuzu büyük olan Müderris Yunuszâde Vehbi Efendi'ye müracaat ettim. Emeklerimi dinledi ve sonra bana dedi ki:
– Oğlum¸ sana düşüncelerimi nazmen izhar edeceğim (açıklayacağım). Onu çoğaltırız. Hepsinin altını imzalayacağım. İcap ederse namaz seccademi heybeme kor¸ seninle yola düşer¸ son nefesimi gazaların bu en ulvisinde irşat yolunda veririm.
Sen karıncanın ibretini bilir misin? Bak¸ anlatayım da hatırla:
Karıncaya sormuşlar:
– Nereye gidiyorsun?
Cevap vermiş:
– Hacca gidiyorum.
Gülmüşler.
– Bu bacakla mı?
O yürümeye devam etmiş.
– Hiç olmazsa yolunda ölürüm ya¸ demiş.
İşte biz bu dinin gerçekten mürşitleri isek tutacağımız yol bu.
Gerçekten de bana ertesi gün¸ naçiz emeklerimi değerlendiren şiirini verdi; çoğalttık¸ altlarını imzaladı. Bu benim için açıklamanın en kudretlisi ve inandırıcısı oldu."
Yunuszâde Vehbi Efendi'nin¸ Halil Nuri Bey'in hizmetlerini methettiği o müthiş şiir aynen şöyleydi:

Pek büyük hizmetleri sebketti (geçti) İslâmiyet'e¸
Cinsinin uğrunda candan vazgeçen imana bak¸
Düşman-i din (Din düşmanı) karşısında yüz çevirmez bu yiğit¸
Sîne-i pâkinde (temiz kalbinde) sâbit şu'le-i imana (iman ateşine) bak.

Halil Nuri Bey¸ son olarak hazırladığı Mehter Takımı'nın Ankara'ya girişindeki muhteşem atmosfer ve katkılarından dolayı Abdullah Azmi Efendi'ye yaptığı vefa ve şükran ziyareti hakkında ise şu hatırasını nakletmektedir:
"Mehter Takımı'nın ruhlarda uyandırdığını gördüğüm şevki¸ böyle hislere en çok muhtaç olan Ankara'ya götürmeyi düşündüm. Bunu¸ muhtemel tepkileri göze alarak yerine getirdim. Diyebilirim ki Ankara o güne kadar böylesine coşkun hava yaşamamıştı. Belki mevcutla iktifâ eden (yetinen)¸ fakat aslına sadık kalarak düzenlenmiş mehterin¸ Büyük Millet Meclisi önünden geçişi hadise oldu.
Mehterin önünde¸ siyah zemin üzerine beyaz yazı ile yazılmış¸ şu satırları okunan büyük bir bayrak taşınıyordu: Müslümanlar¸ beklediğimiz kıyamet bu günlerdir. Birleşelim. Kurtuluruz! 20 Temmuz 1336 (1920)
Abdullah Azmi Efendi'yi ziyaretle teşekkür ettim. Bana sadece görevini yaptığını¸ asıl kendisinin teşekküre borçlu olduğunu söyledi. Bu levhadaki ‘Müslümanlar beklediğiniz kıyamet bu günlerdir.' cümlesini kimin hazırladığını sordu. Bolvadinli Müderris Yunuszâde Vehbi Hocaefendi olduğunu öğrenince bir süre düşündü¸ içini çekti.
Koyduğu teşhis doğrudur. Lügat manası olarak ayağa kalkma¸ ıstılahî olarak da ölümden sonra hayata dönme demektir. Cenabı Hakk'ın inayetiyle (yardımıyla) azim ve irademizi bu gayeye hasrederek (adayarak)¸ devletimizi hayata kavuştururuz¸ istiklâlimize sahip oluruz. Anlıyorum ki o ruh¸ başka bir esintiydi. Öylesine haşmetle esmiş ki aşılmaz sanılan zorlukları yerle bir etmiş ve zaferin yolunu açmıştı."2

Dipnotlar:
1) Cemal Kutay¸ Millî Mücadelede Öncekiler ve Sonrakiler¸ c.2¸ İstanbul¸ 1963¸ s.38¸ 73 vd.; Kutay¸ İstiklal Savaşı'nın Maneviyat Ordusu¸ s.119¸ 130¸ 145–146¸ 155¸ 216–217¸ 223; Ali Sarıkoyuncu¸ Millî Mücadelede Din Adamları¸ Ankara¸ 1995¸ Diyanet İşleri Bşk. Yay. s.11¸ 19; Mete Tuncay¸ Türkiye Cumhuriyeti'nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931)¸ İstanbul¸ 1989¸ s.219. Ayrıntı için bkz. İsmail Çolak¸ Kurtuluş Savaşı'nın Eğitim Ordusu Kuvayı İlmiye¸ İstanbul¸ 2008¸ s.99-155.
2) Ali Fuat Cebesoy¸ Millî Mücadele Hatıralarım¸ İstanbul¸ 1953¸ s.435–436; Kutay¸ Millî Mücadelede Öncekiler ve Sonrakiler¸ s.103 vd; İstiklal Savaşının Maneviyat Ordusu¸ s.152–162; Kurulay Yılmaz¸ Geçmişten Günümüze Bozüyük¸ Ankara¸ 2004; Çolak¸ age¸ s.140-144.
__________________
Kur’an, gerçek iyileri,
“ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler”
ifadesiyle tarif eder.
Vefa, bir mümin özelliği, vefasızlık ise münafık özelliğidir. Peygamberimiz (sav), münafıkların özelliklerinden söz ederken onların üç özelliğini şöyle sıralar:
“Konuştuğu zaman yalan söyler. Söz verdiği zaman sözünü tutmaz. Emanete ihanet eder.”
Alıntı ile Cevapla
güller kardeşimizin mesajına 1 kişi teşekkür etmiştir.
Hakgüzar (29-10-09)
  #2  
Alt 29-10-09, 11:07
güller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
güller güller isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Nerden: Bu zaman imanı kurtarma zamanıdır.
Mesajlar: 12.028
Teşekkür etmiş: 8.331
5.245 konudan, toplam 8.903 Teşekkür almış
Arrow MEHTER TARİHİ

MEHTER TARİHİ


MEHTER NEDİR
Mehter dost, sevgi, birlik ve kahramanlık ocağıdır. Mehteri kendine has özellikleri ile korumak yaşatmak gelecek nesil'e bırakmak her Türk'ün görevidir. Mehter; mızıkacı, çadırcı, kavas gibi muhtelif manalarda kullanılmış bir tabirdir Mehter Farsça " MIHTER" kelimesinin Osmanlılarca ULU-BÜYÜK manasına gelen bir kelimesinden alınmıştır. Dilimizde bu kelimenin Arapçalaştırılmış şekillerinden " MEHTER" kullanılmaktadır.

MEHTERİN ÖNEMİ
Bu konuyla ilgili Evliya Çelebi'nin, Sultan 4.Murat devrinde büyük bir ordu olayını Şöyle anlatır. "Mimarların mı, yoksa mehterlerin mi alayda önceliği konusunda karar verilemez. Bu hususda görüşmek üzere Mimarbaşı ile Mehterbaşı Sultan Murat'ın huzuruna çıkarlar; Mimarbaşı başlar söze: Padişahım! Mehterler pirsiz esnaf olup Cemşid sanatını tutmuş bir alay Deccal kavmidir, biz padişahımıza saraylar, selâtin camileri, köprüler yaparız, İslam ordusunda lüzumumuz, hizmetimiz vardır; elbet mehterlerden evvel geliriz! Der.
Bunun üzerine mehterbaşı da şu iddiada bulunur.
Padişahım! Hangi bir tarafa gitseniz mehabet, şevket, salâbet ve şöhretiniz için, dosta düşmana karşı davul, kudüm, nefir döverek gitmeniz lazımdır. Cenk Meydanlarında gaziler cenge salmak için köslere biz tokmak çalarız ve askeri şevke getirip biz kaldırırız, padişahımız bir şeye üzülse huzurunda oniki makam, yirmi dört şube, yirmi dört sul, kırk sekiz terkip musiki faslı edip, padişahımızı neşelendiririz. Eski hükema; saz ve söz hanende, âdemin gönlüne safa verir, demişler. Biz de ruha gıda verir esnafız. Bahusus ki nerede Resulullah'ın âlemi olsa, orada dabl-ı Al-i Osman bulunmak gerekir...
Bunun üzerine Sultan 4.Murat, mehterlerin mimarlardan evvel geçmesini irade buyurur...


İSTANBUL'UN FETHİNDE MEHTER
Click the image to open in full size.

Fatih Sultan Mehmet, Fethin devam ettiği bir sabah şafakla beraber topçularının yanına gitti. Toplar atılırken, Okmeydanı'na dolmuş binlerce ulema, hep bir ağızdan tekbir getirmeye başladılar. Yüzlerce davul ve zurnadan oluşan devasa bir mehteran düşünün. Osmanlı ordusuyla beraber, savaş meydanında bulunuyor. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul surlarının önüne geldiğinde, 300 kişilik mehter takımında, 100 zurna, 70 davul durmadan çalıyor; kalp ve ruhları coşku ve heyecana getiriyor. Okmeyda'nındaki ikinci mehter de Haliç surlarına hücum eden kıtaların harp şevkini artırıyordu. Gök gürültüsünü andıran korkunç ve insanın içini ürperten sesler çıkarıyorlar, topların seslerini bile susturuyorlardı. Yine Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'a giren muhteşem zafer alayının ortasında, gözlerini yıkılmış surlara dikti, sonra atını ileri sürdü. Maiyet bölükleri, yeniçeri arkasındaki mehteran, davul ve zurnalarını çalarak devirler açıp kapayan, asırlar önce müjdelenmiş olan bu mutlu güne mutluluk katıyor ve cenk havası çalıyordu. Zaferlerden sonra ezan okunur ve mehter çalınırdı.


AVRUPA'DA MEHTER MUSİKİSİNİN NE GİBİ ETKİLERİ OLMUŞTUR
18. Asırdan itibaren birçok memleketlerde mehteran bölüklerinden etkilenerek buna benzer gruplar kurulmaya başlanmıştır.
Bestekâr Mozart ve Haydn da mehter müziğinden ilham alarak meşhur bestelerini meydana getirmişlerdir.
Büyük Alman bestecisi Beethoven'in büyük senfonisinin son bölümü, mehterin kösüyle, davulu ve zurnasıyla seslendirilmiştir. Beethoven'in Türk Marşını mehterin bir cenk marşından adapte ettiği bilinmektedir.
Yine Avusturyalı Bestekâr Mozart'ın, Türk askerlerinin hatıralarını terennüm eden Allah Allah seslerini nakarat halinde kullanarak, Türk Marşı diye bir eser meydana getirdiği de vakıadır.
Alman bestekârı Wagner bir mehter konserini dinlerken heyecanlanmış, kendisini tutamayarak " İşte musiki buna derler" diye mehter hakkında hissiyatını ifade etmiştir.
18. YY. içinde Avusturyalılar ve Prusyalılar, daha sonra Ruslar, Almanlar ve Fransızlar mehter teşkilatından etkilenerek mızıka takımları kurmuşlardır.


MEHTERİN TARİHÇESİ

Click the image to open in full size.
Mehter Dünyanın ilk ve en eski alaturka Ordu bandosudur.
Hun'lar zamanındaki adı Tuğ olan ve vurmalı sazlarla nefesli sazlardan oluşan askeri mızıka okulunun Fatih'ten sonra aldığı isim, Hun'lardan beri Türk savaş tekniğinin vazgeçilmez unsuru olan askeri müziğin amacı, çok uzaklardan duyulan ve gitgide yaklaşan gök gürültüsüne benzer yabancı bir müzmin sesiyle düşmanın moralini bozup savaşacak güç bırakmamak, düşmanı teslim almak suretiyle harbi en kısa zamanda bitirmek ve böylece bir bakıma insan kıyımını önlemektir.
Dünyanın en eski askeri bandosu olan mehtere ilk olarak Orhun Kitabelerinde rastlanmaktadır. Bu kitabelerde “Kübürge” ve “Tuğ” olarak anlatılan askeri bandonun,11. yy. yazılmış Divan-ü Lügat-it Türk’te Hakanların huzurunda müzik yaptığını anlatılır. O zamanlarda küvrük (kös), tomruk (davul), çenk (zil) ve nay-i Türkî adındaki sazlardan oluşan “Tuğ” lar, savaşlarda ve özel günlerde müzik yapmaktaydılar. Ayrıca “Tuğ” Türklerde hâkimiyetin de sembolü olmuştur.
Selçukluların T'abılhâne veya Nevbet hane dediği bu kurumda Hunlardan beri ikisi nefesli, dördü vurmalı altı temel çalgı yer almıştır: İslamiyet ten sonra adları zurna, boru (nefir veya şahnay), çevgan, zil, davul ve kös'e çevrilen yurağ, boygur, çöken, çanğ, tümrük ve küvrük. Savaşta ordunun önünde giden kös, davul, nakkare, zil, çevgan, çalpara, çengi harbi, zurna ve boru gibi yüzlerce vurmalı ve nefesli çalgının çalacağı müzik, savaş, tören ve oyun (spor) amaçları için özel olarak bestelenirdi.

Osmanlı imparatorluğuna Anadolu Selçuk Türklerinden geçmiştir. Şöyle ki Osman Gazi'nin kurduğu Beylik; Bizanslılara karşı birçok önlemli savaşlar kazanmış olup topraklarını genişletmiştir. Bu savaşlar neticesinde Osman Gazi'nin, Selçuklu hükümdarı Aladdin Keykubat'a yararlığını göstermek ve bu savaşlarda kazandığı bazı harp ganimetlerini Selçuklu Hükümdarına hediye olarak göndermiştir. Bu arada İnegöl kalesini de kuşatarak beyliğine dâhil ederek büyütmüştür. Bu olaylardan çok memnun kalan Anadolu Selçuklu Hükümdarı adamlarında KARA BALABAN ÇAVUŞ vasıtasıyla 1284 tarihinde Osman Gazi ' ye bir ferman göndererek kendisini kutlamış ve Emirlik payesi ile İstiklal (EGEMENLİK) sembolü sayılan Tuğ, Âlem Tabıl (DAVUL) Nakkare (ÇİFTENARA) Hakkaniyeti, Adaleti temsilinde Ak (BEYAZ) renkte sancak göndermiştir. Osmanlılarca TABLI ALI'i OSMAN adı ile anılan ilk mehter nevbeti (KONSER) 1289 tarihinde Bileciğin bir kasabası olan söğüdün büyük Mescit meydanında Osman Gazi ve silah arkadaşlarının huzurunda bir ikindi vakti ayakta dinledikleri bir nevbet (KONSER) ile Osmanlının hazarda ve seferde çok büyük hizmetler verecek olan Mehter takımı kurulmuş olur.
Osman Gazi ve silah arkadaşlarının ayak üzre dinledikleri bu nevbet (KONSER) Selçuklu hükümdarına gösterdikleri hürmetten dolayıdır. Bu adet Osman Gazi'den sonraki Padişahlarca da devam etmiştir.

Mehterin aynı makamda birçok parçayı art arda çalıp söylemesine nevbet vurma denirdi. Önceleri günde beş kez her namazdan önce nevbet vuran Mehterhane-i Hakanı, II. Mehmet döneminde yalnız ikindi namazlarından önce çalmaya başladı. Bunun dışında cüluslarda, kılıç alaylarında, zafer müjdesi geldiğinde, arife divanlarında, şehzade ve sultanların doğum ve sünnet düğünlerinde de çalardı. Barış zamanında özel yerinde çalan Mehterhane-i Hakanı, seferde padişahın (o yoksa serdarın) çadırı önünde nevbet vururdu. 17. yüzyılın sonunda ve 18. yüzyılda Topkapı Sarayı'nda Demirkapı denen yerde, ayrıca Eyüp sultan, Kasımpaşa, Galata, Tophane, Beşiktaş, Rumelihisarı, Yeniköy, Kavak, Beykoz, Anadoluhisarı, Üsküdar gibi semtlerde geceleri yatsı namazından sonra ve halkı sabah namazına kaldırmak için güneş doğmadan hemen önce nevbet vurulurdu.
Bu olayı tevid eden Hadidi tarihinde şöyle der:

HENÜZ (HALEN) VAR PADİŞAHLARDA ADET
AYAK ÜZRE DİNLERLER ÇALINSA NEVBET


Click the image to open in full size.
Mehter takımı yüzyıllar boyunca 3 kıtada Asya, Afrika ve Avrupa'da hazarda ve seferde önemli görevler yapmıştır. Bilhassa savaşlarda Türk ordularına verdiği heyecan ve kahramanlık ifade eden Mehter musikisi marşları ile Türk ordusu karşısında bunalan düşman orduları Türk Sancağından önce Mehter takımına hücum ederek onu susturup saf dışı bırakma faaliyetlerine girişmişlerdir.
16, 17 ve 18. yy.da yetişen Bestekâr ve icracıları eliyle askeri musiki sanatının zirvesine ulaşan mehter musikisi hem savaşlar, hem Osmanlı elçi veya heyetlerine eşlik eden şatafatlı takımlar münasebetiyle tanındığı Avrupa'da önce ordu birliklerini, sonra da bestecileri etkilemekte gecikmedi. Daha 1683'te Viyana'ya yürüyen Jan Sobieski'nin ordusuna mehter etkisiyle vurmalı çalgı arttırılmış bir askeri bando eşlik etmişti. Batılıların çoğunlukla Yeniçeri müziği anlamına gelen terimlerle adlandırdıkları mehteri ilk uygulayan Lehler oldu (l741): Avusturya, Rusya, Prusya ve İngiltere de arkalarından geldi.
Daha sonra mehter, bünyesinde barındırdığı sazlardaki değişikliklerle kapatıldığı 1826 tarihine kadar gelişmesini sürdürür.
Mehterhane 1828'de II. Mahmut tarafından kapatılmış, bunun yerine III. Selim'in yakın dostu Napolyon'un emekli bando subayı Giuseppe Donizetti'ye Mızıka-i Hümayun adlı Batı kopyası saray bandosu oluşturulmuştur.
Dünyanın ilk askeri bandosunun tekrar yaşatılmaya başlanması ise Eski Yeniçeri bandosunu ve ordusunu sembolik olarak temsil etmek için mehter: 1914 yılında askeri müze bünyesinde yeniden kurulmuştur. Bu dönemde Mehter musikisini icra eden icracılara ek olarak, bir tuğ takımı ile yeniçeri ortalarını sembolik olarak temsil eden tarihi birlikte mehtere ilave olmuştur. Böylece askeri müzede faaliyete geçirilen mehtere tarihi bir hüviyet kazandırılmıştır. 1.Dünya savaşı, Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyetin ilk yıllarında askeri müzede varlığını sürdüren mehter: 1935 yılında tekrar kaldırılmıştır.
1952 yılında ise askeri müze bünyesinde Mehter takımını yeniden kurdurularak daha sonraki yıllarda kurulacak Mehter takımlarının da önünü açmıştır. Bu tarihten sonra da Cumhuriyet Türkiye’sinde günümüze kadar yaşatılmıştır.


GÜNÜMÜZ AVRUPASINDA MEHTER
Click the image to open in full size.

Tarihi " Mehteran Takımı" Almanya'da 1998 yılında Bielefeld ve çevresi Türk kültür ve sosyal hizmetler cemiyeti - Mevlana Cami (Ülkü Ocağı) adına dönemin dernek Başkanı Erdoğan Aktaş tarafından kurdurulmuştur.
Fatih Mehter Takımı Avrupa’da kurulup programlarına ara vermeden hizmet eden ilk " MEHTER TAKIMI" olma özelliğini taşır. Kurulduğu günden bu yana profesyonel olarak çalışma ve programlarını aksatmadan devam ettiren " Fatih Mehteran Takımı" Avrupa’nın aranılan ekibi olmuştur.
1998 yılından itibaren birçok konser vermiş olup, Yoğun Almanya dışı ve içi konser teklifleri alan Mehteranımız, milli gün ve gecelerin yanı sıra uluslararası organizasyonlarda da yer alıp Tarihi Mehter Takımını en iyi şekilde temsil etmiştir. Bugüne kadarda çeşitli Türk ,yabancı televizyon kanallarına ve gazetelerine haber konusu olmuş ve olmaya da devam etmektedir.
Topluluğumuz, bünyesindeki üç katlı mehteri ile Almaya içinde birçok şehirde ve Almanya dışında Danimarka, Hollanda, Belçika, Fransa, İsviçre ve Avusturya gibi ülkelerde Birçok kez konser vermiştir. Bu konserlerde, üzerine düşen tarihi, kültürel ve sanatsal görevin sorumluluğu içinde hem klasik mehter repertuarını icra etmiş, hem de yeniliklere açık olarak programlar yapmıştır.

Fatih Mehter Takımı'nın uyum ve entegrasyon çalışmaları noktasında Avrupa genelindeki kültür ve sanat etkinliklerinde de büyük katkısı olmuştur.

AVRUPA'DA MEHTER'İN KURULUŞ AMACI

Click the image to open in full size.

Uyum içerisinde yaşamakta olduğumuz Avrupa’da, kültürümüzü de muhafaza ederek, Müslüman Türk Milletinin tarihten gelen kültür zenginliğini, Avrupa insanına en iyi şekilde sunmak hedefimizdir.


Kurucusu: Bielefeld ve çevresi Türk kültür ve sosyal hizmetler cemiyeti - Mevlana Cami-i (Ülkü Ocağı) adına dönemin dernek Başkanı Erdoğan Aktaş tarafından kurdurulmuştur.


MEHTER TAKIMI İKİ BÖLÜMDEN OLUŞUR
Mehter takımının yürüyüş nizamında merasime iştirak şöyledir: Önde çorbacı başı (Emir-i Âlem) unvanını taşıyan ve başında "üsküf" bulunan mehteran bölüğü komutanı, onun arkasında sol tarafında zırhlı muhafızı ile birlikte yeşil sancak, ortada istiklal alameti olan ak sancak, sağ başta ise zırhlı muhafız ile birlikte kırmızı sancak bulunur. Sancakların arkasında ise üçerli koldan üç sıra halinde dizilmiş dokuz tuğ gelir. Sağ taraftan kırmızı sancağın arkasında, yeniçerilerin taşıdığı hücum tuğu yer alır. Tuğlardan sonra ortada mehterbaşı bulunur. Mehterbaşından sonra ise mehterin iki katı adedince çevgenler (okuyucular), zurnazenler, boruzenler, nakkarezenler, zilzenler ve davulzenler gelmekte. En arkada ise at sırtında taşınan kös bulunmakta.
Mehter takımı katlardan oluşur. 3 katlı, 5 katlı, 7 katlı, 9 katlı 11 katlı ve 13 katlı diye adlandırılır. En küçüğü 3 katlı, en büyüğü 13 katlı olarak kurulmuştur. Mehter takımında katlı demek her sazdan o katlı nispetinde Enstrüman <saz> bulunması demektir. Yani 5 katlı Mehter takımında, 5 zurna, 5 boru, 5 nakkare, 5 zilve, 5 davul var demektir. Buna göre 10 çevgen (diğer sazların iki misli) bulunur. 13 katlı Mehter yalnızca Padişaha aittir.


MEHTER DİZİLİŞ VE YÜRÜYÜŞÜ
Mehter takımının kendine has bir yürüyüş şekli vardır.
Yürüyüşlere daima Besmele ve sağ ayakla başlanır. Yürüyüş yapılırken her üç adımda atışta sağa ve sola dönülerek yürünür. Bu Mehter takımının sağa ve sola RAHİMALLAH - KERİMALLAH manasına gelen selamlama yürüyüşüdür. Yoksa bazı çevrelerin ifade ettiği gibi iki ileri bir geri şeklinde değildir.


KONSER DÜZENİ
İlk kurulduğu yıllarda çember biçiminde dizilen mehter, sonraları yarım daire (hilâl) biçiminde dizilmeye başladılar. Mehteran, daire şeklinde nevbet nizamını teşkil ederler, nakkare zenleri oturup diğerlerinin ayakta durmasıyla da hilal görünümü verir. Kösler hilalin orta ilerisine konulur. İçoğlanı Başçavuşu, mehter faslı başlamadan önce daireden çıkarak ortaya gelir ve: "Vaktı-i Süruru sefa Mehterbaşı Ağa! Hey! Hey! " diye bağırır. Bu sırada hazır bulunanların dikkatlerini çekmek için nakkarelerle sofyan usulünde üç tempo atılırdı. Nakkareler çalarken de Mehterbaşı ağa mehterin önüne gelir: "Merhaba Ey Mehteran!" der ve sağ elini göğsüne koyarak mehteri selamlar.
Mehteran da hep beraber sağ ellerini göğüsleri üzerine koyarak koro halinde "Merhaba, Mehterbaşı Ağa!" diyerek karşılık verirler. Daha sonra mehterbaşı ağa: "Hasduuuur" diyerek çalınacak makamın ve eserin adını söyler (mesela "Der fasl-ı Acem aşiran, cihadı-ı ekber marş!" derdi) hemen arkasından "Haydi.. Ya Allah !" diyerek mehteri icraya geçirir. Nevbet bitince mehter gülbankı (duası) okunur ve fasl sona erer...


MEHTER DUASI
Allah Allah, Celilü'l - Cebbar, Muinü's - Set tar Halıku'l - Leyli ve'n - Nehar, Layezal, Zülcelâl, birdir Allah Anın birliğine, Resul - ü Enbiya Peygamberimiz Cenab - ı Ahmed - i Mahmut - u Muhammed Mustafa ( Bütün efrad elleri göğüste olduğu halde rükûa gelir gibi eğilirler ) Al-i evladı-ı Resulü müçtebi imdadı-ı ruhaniyetine; bir cümle Âlem- İ İslam’ın sıhhatü selametine, Ordularımızın devamı Muzafferiyetine Aziz Devletimizin Beka-ü temadüsüne üçler, yediler, kırklar, göçenler demine devranına " Hu diyelim Huuu" denildikten sonra bütün mehter takımı davul ve zilleri şiddetle vurarak dokuz defa "Hu" çekerlerdi. Sonra da üç defa kös vururlardı.
Eli kan kılıcı kan, sinesi üryan, ciğeri püryan, meydan-ı şahadette Allah yoluna revan, Kahrımız Gazabımız düşmana ziyan!... Adüvden korkmadık korkmayız hiç-bir zaman Kura-anda Zafer va-ad ediyor Hazreti Yezdan Uğrun açık olsun ey Serdarı Mücahid, Hüda kılıcını keskin etsin. Ömrünü gün gibi bedid! Fahri âlemi hoşnut etsin. Hak, gaza-i ekberin etsin mübarek ve Sait.

Takımın içinden evvelce seçilmiş dik ve güzel sesli biri tiz perdeden: "Nasrünminallahi ve fethün karib. Ve beşşiri! L müminin" ayetini okur, üç defa "Allah" diyecek kadar dururdu. Sonra bütün aletlerle beraber davullar ve kösler hafif vurarak devamlı teramole yaptığı sırada hepbir ağızdan "Allah Allah" deyince susarlar ve baş eğerek geriye döner ve dağılırlar.

MEHTER MÜZİĞİ
Mehter müziği klasik Türk müziğindeki makam ve usullerin kullanıldığı teksesli bir müziktir. Peşrev, semai, nakış, cengi harbi, murabba, kalenderi gibi formları vardır. Mehterhane'nin repertuarında bunlardan başka serhat türküleri de yer almıştır. Buna karşılık, bazı mehter peşrevleri de fasıl müziğinde çalınmıştır. Mehter müziğinde ahlâtı, revani, saf gibi fasıl müziğinde hemen hemen hiç kullanılmamış usullere yer verilmiş, bunların çoğu, o usulde bestelenmiş yapıtların form adı da olmuştur.
Mehter müziğinin bestelerinin çoğunu Mehterhane'de görevli müzikçiler yapmıştır. Günümüze ulaşan mehter melodilerinin en eskileri Nefiri Behram, Emir-i Hac, Hasan Can ve II. Gazi Giray gibi 16. yüzyıl bestecilerinin yapıtlarıdır. Notası bulunan yapıtların da büyük çoğunluğu 17. yüzyıldan kalmıştır. Bu yüzden belli başlı bestecileri Zurnazen Edirneli Dağı Ahmed Çelebi, Zurnazen başı İbrahim Ağa, Müstakim Ağa, Ham mali ve Şah Murad'dır. Hızır Ağa da 18. yüzyılın en büyük mehter bestecisidir. 16. ve 17. yüzyılın çoğu peşrev formunda olan yapıtları Ali Ufki Bey'in ünlü derlemesi Mecmua-i Saz ü Söz ve Kantemiroğlu Edvarı adıyla tanınan Kitabı İlmi'l-Musiki ala Vechi'l-Hurufat aracılığıyla günümüze ulaşmıştır.
Mehter müziği bestecileri Osmanlı ordusuna cesaret ve coşku verici, düşman askerini korkutucu melodiler yaratmaya özen göstermişlerdir. Osmanlıların Avrupa'nın ortalarına kadar ilerlemesi, 17. yüzyılda mehter müziğindeki birçok öğenin Avrupa müziğine de girmesine yol açmıştır. Bunların başında kös, nakkare, çevgan, halile gibi belirsiz ses veren vurmalı çalgıların kullanılması gelir. Ayrıca bazı batılı bestecilerin yapıtlarında mehter müziğinden esinlenilmiş bölümler de vardır.
Mehter, sanılanın aksine sadece marş çalmaz. Kendi yapısına uygun kâr, karçe, beste, semai, fasıl şarkıları, serhat ve Rumeli türküleri, peşrev ve saz semaileri de mehterin repertuarı içinde yer alır.

KIYAFETLER
Saz başları kırmızı cübbe, kırmızı kavuk, kırmızı şalvar, sarı üç etek ve sarı yemeni giyerler. Diğer sazlar koyu mavi cübbe, kavuk, şalvar ve renkli üç etek ile kırmızı yemeni giyerler. Çevgânlar da saz başları gibi giyinirler.



MEHTERANDA BAZI KOMUTLAR VE MALZEMELERİN ANLAMLARI

KONSER
NEVBETİ

DİKKAT
HEY HEY

SAFTA TOPLAN
SAF NİZAMINI

YÜRÜYÜŞ KOLU
YÜRÜYÜŞ NİZAMINI

UYGUN ADIM
YAKŞİ KADEMİ

MARŞ
HAYDİ, YA ALLAH

KONSER DÜZENİ
NEVBET NİZAMINI

TÜRKLÜK
KIRMIZI SANCAK

İSLAMİYET
YEŞİL SANCAK

ADALET VE BATI
BEYAZ SANCAK

TUĞLAR
BEYLİKLERİ

MEHTERAN BÖLÜK KOMUTANI (EMİR-İ ÂLEM BAŞLIĞI)
ÜSKÜF

BELİNDE BAĞLADIĞI KUŞAĞA
SİLAHLIK

SANCAKTAR VE TUĞCU BAŞLIĞI
BÖRK

SANCAKTAR VE TUĞCU YELEĞİ
KARTAL KANADI

SANCAKTAR VE TUĞCU GÖMLEĞİ
MİNTAN

BÜTÜN MEHTERANIN PANTOLONU
ŞALVAR

ÇEVGANI VE SAZ EKİBİ BAŞLIĞI
KAVUK

İÇİNE GİYDİKLERİ ENTARİ
ÜÇETEK

ÜZERLERİNE GİYDİKLERİ
CÜBBE

BÜTÜN MEHTERAN AYAKKABISI
YEMENİ

BÜTÜN MEHTERANIN BELİNE SARDIĞI
KUŞAK

HALKALARDAN ELBİSE GİYENE
MUHAFIZ-ZIRHLI

BAŞINA GİYDİĞİNE
MİHFER

OMUZUNA TAKTIĞI TEPSİMSİ YUVARLAĞA
KALKAN

MEHTER BAŞININ KONSERİ İDARE SOPASINA
ASA

KABA ZURNA
ZURNAY

BORU -TROMPET
BURGAY-NEFİR

NAKKARE
ÇİFTENARA-KOSADUMBUL

ZİL
CENG-SANC-ZENÇ

DAVUL
TABIL-TIVIL

KÖS
KUS-KÖBÜRGE-KÜVRÜĞ

MEHTERAN BÖLÜK KOMUTANI
EMİR-İ ÂLEM

KONSER MUSİKİ ŞEFİ
MEHTERAN BAŞI

ÇEVGENLERE
ÇEVGANİ

SANCAK TAŞIYANLARA
SANCAKTAR

SANCAKLARI VE TUĞLARI TAŞIYAN OMUZLUKLARA
HAMA-İ


Mehter.biz



__________________
Kur’an, gerçek iyileri,
“ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler”
ifadesiyle tarif eder.
Vefa, bir mümin özelliği, vefasızlık ise münafık özelliğidir. Peygamberimiz (sav), münafıkların özelliklerinden söz ederken onların üç özelliğini şöyle sıralar:
“Konuştuğu zaman yalan söyler. Söz verdiği zaman sözünü tutmaz. Emanete ihanet eder.”
Alıntı ile Cevapla
güller kardeşimizin mesajına 1 kişi teşekkür etmiştir.
Hakgüzar (29-10-09)
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:43 .

Designed by: vBSkinworks
Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Ad Management plugin by RedTyger