Geri git   HAKIKAT DAMLALARI > Risâle-i Nûr > Risâle-i Nûr'dan Makaleler

Risâle-i Nûr'dan Makaleler Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Risale-i Nur'la ilgili gelişmeleri, yapılan çalışmaları, makaleleri buradan takip edebilirsiniz...

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 17-02-10, 18:03
güller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
güller güller isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Nerden: Bu zaman imanı kurtarma zamanıdır.
Mesajlar: 12.380
Teşekkür etmiş: 8.568
5.433 konudan, toplam 9.243 Teşekkür almış
Arrow ÜSTAD BEDİÜZZAMAN'IN penceresinden hastalığa bakış.

“Ey sabırsız hasta! Sabret, belki şükret. Senin bu hastalığın, senin ömür dakîkalarını birer saat ibadet hükmüne getirebilir.”

“Kardeşim, ben senin bu hastalığının aleyhinde değilim, hastalık için sana karşı bir şefkat hissedip acımıyorum ki, dua edeyim. Hastalık seni tam uyandırıncaya kadar sabra çalış. Hastalık vazîfesini bitirdikten sonra Halık-ı Rahîm inşaallah sana şifa verir.”

Ey şekvacı hasta! Senin hakkın şekva değil şükürdür, sabırdır. Çünki senin vücûdun ve a‘zave cihazatın, senin mülkün değildir. Sen onları yapmamışsın, başka tezgahlardan satın almamışsın. Demek onlar başkasının mülküdür. Onların maliki, mülkünde istediği gibi tasarruf eder.

Bedîüzzaman Hazretleri, insanların, hususan hastaların manevî hayatına ve ruhî sıkıntılarına bir nebze de olsa teselli olabilmek için Hastalar Risalesini manevî bir reçete, manevî bir dua ve dilek manasında hastaların istifadesine sunmuştur. Bu risaleyle hastalığın herkesin bakıp da göremediği güzel mahiyetini ve şirin yüzünü göstermiştir. Hastalıkların tesadüfler sonucu değil, Allah'ın ismiyle ve müsadesiyle geldiğini ma'kul ve makbûl delillerle ispat etmiştir. Sonuçta insanların hoşlanmadığı hastalığı, Allah'ın izniyle hastalara sevdirmiştir.

“Hastalar Risalesi'ni okudum, hasta olmayı temennî edesim geldi.”

Prof. Dr. Ayhan Songar

Mirza İNAK

GİRİŞ
Bu güne kadar hastalar için, tıp fakülteleri kurulup doktorlar yetiştirilmiş, kemik hastanelerinden göz hastanelerine, kalp hastanelerinden ta akıl hastanelerine kadar üstün donanıma sahip çeşit çeşit hastaneler kurulup bdua inlerce insan istihdam edilmiştir. İnsan sağlığı kutsal kabul edilip hastalıkları teşhis ve tedavi yolunda hiçbir masraftan çekinilmemiştir.

“Mevcudat içinde en kıymettar, hayattır. Ve vazifeler içinde en kıymettarı, hayata hizmettir.” düsturunu kendine rehber eden Bedîüzzaman Hazretleri ise, hastalar için, bu güne kadar yapılanlardan çok farklı bir şey yapmıştır. O şey ki, her hastanın mutlak ihtiyaç hissettiği, görünüşte küçük fakat ma'nen büyük olan, çoğu zaman ihmale uğrayan, çoğu zaman unutulan, çoğu zaman gözlerden kaçan ama hasta için ilaç kadar doktor kadar önemi ve değeri olan teselli hakikatidir.

Bedîüzzaman Hazretleri hastalara bu teselli ihtiyacı içindir ki Hastalar Risalesi'ni faydalı bir merhem, manevî bir reçete, geçmiş olsun makamında bir dua ve dilek maksadıyla te'lif etmiştir. Hastalar Risalesi hastalığın görünüşte çirkin ve sevimsiz perdesi arkasındaki ulvi hakikatini ve şirin güzelliğini gösterip, hastalığı insanlara sevdirmiştir.

1. ÜSTAD BEDİÜZZAMAN'IN PENCERESİNDEN HASTALIĞA BAKIŞ
Üstad Bedîüzzaman, her konuda olduğu gibi hastalığı da imanî bir pencereden ele alarak değerlendirmiştir. Bütün Risale-i Nur Külliyatının temel eksenini oluşturan mana-yı harfî yönüyle ve imanî bir nazarla hastalığa bakmıştır. Bedîüzzaman Hazretleri hastalıklara mana-yı harfiyle bakarken; bu günkü modern tıbbın baktığı gibi hastalığı ve hastalığı oluşturan sebepleri tabiata, rastlantısal faktörlere veya kendi kendine oluşuyor düşüncesine nispet ederek bakmaz. Çünkü bu tarz bakış, insana Allah'ı unutturur, maddeci bir zihniyeti netice verir ve hastalığın gönderiliş hikmetini perdeler. Mana-yı harfîyle bakmak ise imanî bir nazardan süzülen şuurla hastalığı eşyadan değil esmadan yani hastalığı veren Zat'ın isimlerinden bilerek, hastalığı gönderenin murad ettiği hikmetler penceresinden değerlendirerek bakmaktır. Bu bakış açısıyla Bedîüzzaman; hastalığın insanlara kesinlikle tesadüfen ve şanssızlık eseri olarak gelmediğini, bilakis Rahîm-i mutlak, Cemîl-i ale'l ıtlak, Rahman-ı bilhak olan Allah'ın rahmet ve keremiyle isabet ettirildiğini, hastalığın insanı gafletten uyandıran vazifeli bir memur, hiç aldatmaz bir nasih ve ikaz edici bir mürşid olduğunu beyan etmiştir.

2. HASTALIKLARIN İBÂDET OLMA CİHETİ
Bedîüzzaman Hazretleri, şikayet etmemek ve sabretmek şartıyla hastalıkların ibadet hükmüne geçtiğini beyan eder. Ona göre ibadet iki kısımdır. Biri müsbet ibadet ki namaz, niyaz gibi ibadetlerdir. Diğeri ise menfi ibadet denilen elimizdeki nimetler alındığında itiraz ve isyan edebilecek imkan ve iradeye sahipken Allah'ın emrine, muradına ve takdirine rıza gösterip teslim olarak yapılan manevî ibadetlerdir. Bu iki kısım ibadet hakkında Bedîüzzaman Hazretleri şöyle söyler: “Ey sabırsız hasta! Sabret, belki şükret. Senin bu hastalığın, senin ömür dakîkalarını birer saat ibadet hükmüne getirebilir. Çünki ibadet, iki kısımdır. Biri müsbet ibadet ki; namaz, niyaz gibi ma‘lûm ibadetlerdir. Diğeri menfî ibadetlerdir ki; hastalıklar, musîbetler vasıtasıyla musîbetzede, aczini ve za‘fını hisseder. Halık-ı Rahîmine iltica eder, yalvarır. Halis, riyasız, ma‘nevî bir ibadete mazhar olur. Evet, hastalıkla geçen bir ömür, Allah'dan şekva etmemek şartıyla, mü'min için ibadet sayıldığına rivayet-i sahîha vardır. Hatta bazı sabir ve şakir hastaların bir dakîkalık hastalığı, bir saat ibadet hükmüne geçtiği ve bazı kamillerin bir dakîkası bir gün ibadet hükmüne geçtiği, rivayat-ı sahîha ile ve keşfiyat-ı sadıka ile sabittir. Senin bir dakîka ömrünü, bin dakîka hükmüne getirip, sana uzun bir ömrü kazandıran hastalıktan teşekkî değil, teşekkür et.”1

3. HASTALIK BİR İHSÂN-I İLAHİDİR
Bedîüzzaman Hazetleri hastalıkların tahammül dahilinde olmak şartıyla bir İhsan-ı İlahi, bir hediye-i Rahmani olduğunu söyler ve bunu bizzat kendi yaşadığı bir tecrübeyle şöyle açıklar: “Bu sekiz dokuz senedir, liyakatsiz olduğum halde, bazı genç zatlar, hastalık münasebetiyle dua için benimle görüştüler. Dikkat ettim, hangi hastalıklı genci gördüm ise, sair gençlere nisbeten ahiretini düşünmeğe başlıyor. Gençlik sarhoşluğu yok. Gaflet içindeki hayvanî hevesattan bir derece kendini kurtarmış. Ben de bakıyordum, onların tahammül dahilindeki hastalıklarını, bir ihsan-ı İlahî olduğunu onlara ihtar ediyordum. Ve derdim ki: “Kardeşim, ben senin bu hastalığının aleyhinde değilim, hastalık için sana karşı bir şefkat hissedip acımıyorum ki, dua edeyim. Hastalık seni tam uyandırıncaya kadar sabra çalış. Hastalık vazîfesini bitirdikten sonra Halık-ı Rahîm inşaallah sana şifa verir.” Hem derdim: “Senin bir kısım emsalin sıhhat belasıyla gaflete düşüp, namazı terk ediyor, kabri düşünmüyor, Allah'ı unutup, bir saatlik hayat-ı dünyeviyenin zahirî keyfiyle, hadsiz bir hayat-ı ebediyesini sarsıyor, zedeliyor, belki de harab ediyor. Sen hastalık gözüyle, herhalde gideceğin bir menzilin olan kabrini ve daha arkasındaki menzilleri görürsün ve onlara göre davranırsın. Demek senin için hastalık, bir sıhhattir. Bir kısım emsalindeki sıhhat, bir hastalıktır.”2

4. HASTALIK, ALLAH'IN İSİMLERİNİN ANLAŞILMASINA VESİLEDİR
Her şeyin sahibi Allah'tır hakikatini hayatının merkezine alarak hareket eden İmam Bedîüzzaman'a göre insan, hiçbir şeye hakiki malik ve sahip değildir. İnsanın üstündeki herşey Allah'ın imtihan maksadıyla verdiği birer emanettir. Bu emanetlerin başında da vücut, hayat ve sağlık gelir. Mülkün hakiki sahibi olan, bütün isimleri Kur'an'ın dediği gibi "Esmaü'l-Hüsna"3 tabiriyle güzel olan, her yaptığı icraatta binler hikmetler bulunan Rabbimiz olan Allah, güzel isimlerinin bilinmesi, isimlerindeki güzel nakışların görünmesi, sanatının inceliklerinin fark edilmesi için o vücut, hayat ve sağlık üzerinde icraatlar yapar. İnsanın, Allah'ın bu icraatlarına karşı hiçbir şikayet ve itiraza hakkı yoktur. Çünkü mülk onundur. Herşeyin yegane sahibi O'dur.

Bedîüzzaman Hazretleri bu noktaya şöyle temas eder: “Ey şekvacı hasta! Senin hakkın şekva değil şükürdür, sabırdır. Çünki senin vücûdun ve a‘zave cihazatın, senin mülkün değildir. Sen onları yapmamışsın, başka tezgahlardan satın almamışsın. Demek onlar başkasının mülküdür. Onların maliki, mülkünde istediği gibi tasarruf eder. Yirmialtıncı Söz'de denildiği gibi, mesela; gayet zengîn, gayet mahir bir san‘atkar; güzel san‘atını ve kıymetdar servetini göstermek için, miskîn bir ademe, bir ücrete mukābil, modellik vazîfesini gördürür. Bir saatçik zamanda, diktiği murassa‘ ve gayet san‘atlı bir gömleği, bir hulleyi o fakîre giydirir. Onun üstünde işler, vaz‘iyetler verir. Harika enva‘-ı san‘atını göstermek için keser, değiştirir, uzaltır, kısaltır. Acaba şu ücretli miskîn adem, o zata dese: “Bana zahmet veriyorsun, eğilip kalkmakla verdiğin vaz‘iyetten bana sıkıntı veriyorsun, beni güzelleştiren bu gömleği kesip kısaltmakla güzelliğimi bozuyorsun.” Böyle demeğe hak kazanabilir mi? “Hürmetsizlik ve merhametsizlik ve insafsızlık ettin.” diyebilir mi? İşte aynen bu misal gibi, Sani‘-i Zülcelal sana ey hasta! Göz, kulak, akıl, kalb gibi nûranî duygularla murassa‘ olarak giydirdiği cisim gömleğini, esma-yı hüsnasının nakışlarını göstermek için, çok halat içinde seni çevirir ve çok vaz‘iyetlerde seni değiştirir. Sen açlıkla onun Rezzak ismini tanıdığın gibi, Şafî ismini de hastalığınla bil. Elemler, musîbetler bir kısım esmasının ahkamını gösterdikleri için, onlarda hikmetten lem‘alar ve rahmetten şua‘lar ve o şuaat içinde çok güzellikler bulunuyor. Eğer perde açılsa, tevahhuş ve nefret ettiğin hastalık perdesi arkasında, sevimli güzel ma‘naları bulursun.”4

5. HASTALIK, ÖMÜR SERMÂYESİNİ BÜYÜK KÂRLARLA MEYVEDÂR EDİYOR.
Rabbimiz, Halıkımız tarafından imtihan için gönderildiğimiz şu dünyada ömür sermayemiz mesabesindeki zamanı ve o zaman dilimi içinde bize takdir edilmiş olan sayılı nefesleri hakkımızda en güzel ve en hayırlı bir şekilde değerlendirebilmek meselesi, her insanın en büyük ve en öncelikli bir meselesidir. Hastalıkların ve musibetlerin bu konuya bakan yönlerini Bedîüzzaman Hazretleri şöyle beyan eder: “Ey bîçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana derd değil, belki bir nevi‘ devadır. Çünki ömür bir sermayedir, gidiyor. Eğer meyvesi bulunmazsa zayi‘ olur. Hem ömür rahat ve gafletle olsa, pek çabuk gidiyor. Hastalık, senin o sermayeni büyük karlarla meyvedar ediyor. Hem ömrün çabuk geçmesine meydan vermiyor, tutuyor, uzun ediyor, ta meyvelerini verdikten sonra bırakıp gitsin. İşte, ömrün hastalıkla uzun olmasına işareten bu darb-ı mesel dillerde destan olmuştur ki; “Musîbet zamanı çok uzundur, safa zamanı pek kısa olur.” 5

6.HASTALIKLAR NİMET-İ İLAHİNİN KIYMETİNİN BİLİNMESİNE VESİLEDİR
Cenab-ı Hak, hadsiz kudret ve nihayetsiz rahmetini göstermek için, insanda mutlak bir acz ve mutlak bir fakr derc eylemiştir. İnsan öyle bir surette yaratılmıştır ki, hadsiz yönlerden elemler duyduğu gibi, hadsiz cihetlerle de lezzetler alabilen bir makine hükmündedir. Nihayetsiz hikmet sahibi olan Fatırımız, harika bir makine gibi olan böyle bir insanı, çeşit çeşit ihsanlarını, in'amlarını, ikramlarını hissettirmek ve her çeşit leziz nimetlerini tattırmak ve insanı daima neticesi, meyvesi şükür olan, bir şükür fabrikası yapmak hikmetiyle yaratmıştır. Rabbimizin; insanı, sonsuz sayıdaki nimetlerini tadacak, tanıyacak, tartacak derecede pek çok cihazlarla donatması gösteriyor ki; elbette sağlık ve afiyet nimetlerini verdiği gibi bu nimetlerin tam anlaşılmasına ve kıymetlerinin taktir edilmesine hizmet eden hastalıkları ve dertleri de verecektir. Hastalar Risalesinde bu noktaya şöyle temas edilir: “Hayat, daima sıhhat ve afiyette yeknesak gitse, nakıs bir ayîne olur. Belki bir cihette ademi, yokluğu ve hiçliği ihsas edip sıkıntı verir. Hayatın kıymetini tenzîl eder. Ömrün lezzetini sıkıntıya kalb eder. Çabuk vaktimi geçireceğim diye, sıkıntıdan ya sefahete veya eğlenceye atılır. Hapis müddeti gibi, kıymetdar ömrüne adavet edip; çabuk öldürmek, çabuk geçirmek ister.”6

7.HASTALIK SABUN GİBİ GÜNAHLARIN KİRLERİNİ YIKAR
Hastalığın insanlara Gaffarü'z-zünûb olan Allah tarafından gönderilmesinin hikmetlerinden biri de günahların affına vesile olması cihetidir. Çünkü şu belalı asırda Üstadın ifadesiyle “ Her dakikada, şimdiki tarz-ı hayat-ı içtiamiyede yüz günah insana karşı geliyor”7 İşte kulları hakkında sonsuz merhamet sahibi olan Allah çeşit çeşit günahlarla kirlenen insanı hastalıklar vesilesiyle manen temizlemek istiyor. Hastalığın bu hikmeti hakkında Üstad Bedîüzzaman hadîs-i şeriflerden yola çıkarak şöyle der: “Ey ahiretini düşünen hasta! Hastalık, sabun gibi, günahların kirlerini yıkar, temizler. Hastalıklar keffaretü'z-zünub olduğu hadis-i sahihle sabittir. Hem hadiste vardır ki8, "Ermiş ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşer; imanlı bir hastanın titremesi de öyle günahları silker."9

Hem “Sendeki hastalık, kıymettar hayatı safileştirmek, kuvvetleştirmek, terakki ettirmek ve vücudundaki sair cihazat-ı insaniyeyi o hastalıklı uzvun etrafına muavenettarane müteveccih etmek ve Sani-i Hakîmin ayrı ayrı isimlerinin nakışlarını göstermek gibi çok vazifeler için, o hastalık senin vücuduna misafir olarak gönderilmiştir. İnşaallah çabuk vazifesini bitirir, gider. Ve afiyete der ki: "Sen gel, benim yerimde daimî kal, vazifeni gör. Bu hane senindir, afiyetle kal."10

8.HAKİKİ DEHŞETLİ HASTALIK NEDİR?
Asrımız insanının içinde bulunduğu manevî durumu Üstad Bedîüzzaman Hazret-i Eyyûb Aleyhisselamın kıssasıyla ilişkilendirerek şöyle yorumlar: “Hazret-i Eyyûb Aleyhisselam'ın zahirî yaralarının ve hastalıklarının mukābili, bizim batınî ve rûhî ve kalbî hastalıklarımız var. İçimiz dışımıza, dışımız içimize bir çevrilse, Hazret-i Eyyûb Aleyhisselam'dan daha ziyade yaralı ve hastalıklı olduğumuz görünecek. Çünki işlediğimiz herbir günah, kafamıza giren herbir şübhe, kalb ve rûhumuza mütemadiyen yaralar açıyor. Hazret-i Eyyûb Aleyhisselam'ın yaraları, kısacık hayat-ı dünyeviyesini tehdîd ediyordu. Bizim ma‘nevî yaralarımız ise, pek uzun olan hayat-ı ebediyemizi tehdîd ediyor.”11

9.ZEVAL-İ ELEM LEZZETTİR
Bedîüzzaman Hazretleri geçici, bir günlük hastalıktan gelen elemin çok günler manevî lezzetler ve sevaplara vesile olduğunu, ayrıca hastalığın son bularak elem ve sıkıntının bitmesinden gelen manevî lezzet yönünü şöyle açıklar: “Ey elemden teşekkî eden hasta! Senden soruyorum; geçmiş ömrünü düşün ve o ömürde geçmiş olan lezzetli, safalı günlerini ve belalı ve elemli vakitlerini tahattur et. Herhalde ya “Oh!” veya “Âh!” diyeceksin. Yani, ya “Elhamdülillah şükür.” veyahûd “Va-hasreta, va-esefa.” kalbin veya lisanın diyecek. Dikkat et, sana “Oh! Elhamdülillah şükür.” dediren, senin başından geçen elemlerin ve musîbetlerin düşünmesi, bir ma‘nevî lezzeti deşiyor ki; senin kalbin şükrediyor. Çünki elemin zevali, lezzettir.”12

10.HASTALIK VE ÖLÜM KORKUSU
Günümüzde birçok insanın depresyona girmesine sebebiyet veren, sıradan bir hastalıkta bile vesvese vererek bazı kişileri huzursuz eden, hatta intiharlara kadar götüren ölüm korkusu; asrımız insanının iç dünyasını meşgul eden büyük bir problemdir. Modern çağın ölüm korkusuna bulabildiği yegane çareler, geçici olarak iptal-i his hizmeti gören cazibedar oyuncaklar, uyutucu rolünde nefsanî arzular, aklı uyuşturan ilaçlar, maddeler ve fantaziyelerdir.

Halbuki hem ruhunda hem aklında hem kalbinde hem de vicdanında böyle dehşetli bir ölüm korkusu bulunan insanın bu geçici ve aldatıcı çarelerle saadeti mümkün olabilir mi? Ona mutlu denilebilir mi? Elbette ki hayır! Çünkü insanın ruhunun gıdası, vicdanının ziyası, aklının iknası, kalbinin ilacı ancak ebedi bir hayata iman iledir.

11.MERAK HASTALIĞI AĞIRLAŞTIRIR VE HASTALIĞI İKİLEŞTİRİR
Hastalıktaki merakın kendisinin de bir hastalık olduğunu söyleyen Bedîüzzaman Hazretleri, merakın ilacını da hastalığın hikmetini ve faydasını bilmek olarak ifade eder. Ve gereksiz yere hastalığı hakkında merak eden hastalara şöyle seslenir: “Ey lüzûmsuz merak eden hasta! Sen, hastalığın ağırlığından merak ediyorsun. O merakın, senin hastalığını ağırlaştırıyor. Sen hastalığın hafîfleşmesini istersen, merak etmemeye çalış. Yani hastalığın faidelerini ve sevabını ve çabuk geçeceğini düşün, merakı kaldır, hastalığın kökünü kes. Evet, merak, hastalığı ikileştirir; maddî hastalığın altında merak ile ma‘nevî bir hastalığı kalbine verir; maddî hastalık ona dayanır, devam eder. Eğer teslîmiyetle, rıza ile ve hastalığın hikmetini düşünmekle o merak gitse, o maddî hastalığın mühim bir kökü kesilir, hafîfleşir, kısmen gider.”13

12.HASTALIKTAKİ TEVEHHÜM SABIRSIZLIĞI NETİCE VERİR
Hastalık esnasındaki kuruntular, vesveseler sabırsızlığı netice verir. Hasta da hastalığının bitmeyeceğini, acılarının geçmeyeceğini zannederek gereksiz endişelere düşer. Sabrı ve tahammülü azalır. Hastalığın altında ezilir. Eğer hasta, kuruntu ve vesveselerin baskısıyla sabır kuvvetini geçmiş ve geleceğe dağıtmazsa hal-ı hazırdaki sıkıntıya karşı Allah'ın verdiği sabır kuvveti kafi gelir.

Bedîüzzaman Hazretleri bu noktaya şöyle temas eder: “Ey sabırsız hasta kardeş! Hastalık, hazır bir elemi sana vermekle beraber; evvelki hastalığından bugüne kadar o hastalığın zevalindeki bir lezzet-i ma‘neviyeyi ve sevabındaki bir lezzet-i rûhiyeyi de veriyor. Bugünden, belki bu saatten sonraki zamanda hastalık yok, elbette yoktan elem yok; elem olmazsa teessür de olmaz. Sen yanlış bir sûrette tevehhüm ettiğin için sabırsızlık geliyor. Çünki bugünden evvel bütün hastalık zamanının maddîsi gitmekle, elemi de gitmiş; kendindeki sevab ve zevalindeki lezzet kalmış. Sana kar ve sürûr vermek lazım gelirken, onları düşünmeyip müteellim olmak sabırsızlık etmek dîvaneliktir. Gelecek günler daha gelmemişler. Onları şimdi düşünüp, yok olan bir günden, yok olan bir hastalıktan, yok olan bir elemden tevehhüm ile düşünüp müteellim olmak, sabırsızlık göstermekle, üç mertebe yok yoğa vücûd rengi vermek, dîvanelik değil de nedir? Madem bu saatten evvelki hastalık zamanları sürûr veriyor. Ve madem bu saatten sonraki zaman ma‘dûm, hastalık ma‘dûm, elem ma‘dûmdur. Sen, Cenab-ı Hakk'ın sana verdiği bütün sabır kuvvetini böyle sağa sola dağıtma; bu saatteki eleme karşı tahşîd et; “Ya Sabûr!” de, dayan.”14

13.HASTALIKTAKİ ACİZLİK DUÂYA VESİLEDİR
Kur'an-ı Kerimde “Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var.”15 diye buyuran Cenab-ı Hak, insanın yaradılış gayesinden birinin de dua olduğunu beyan ediyor. Samimi dua etmenin ve Allah'a yalvarmanın bir sebebi olan hastalıklar, insana acizliğini zayıflığını hissettirir. İnsan da dergah-ı İlahiyeye iltica edip o acizlik ve zayıflığın diliyle çok içten, riyasız bir dua eder. “Hastalık duanın vaktidir” diyen Bedîüzzaman Hazretleri bu noktayı şöyle açıklar: “Hastanın duasının makbûliyeti, ehemmiyetli bir mes'eledir. Ben otuz kırk seneden beri, bendeki kulunç denilen bir hastalıktan şifam için dua ederdim. Ben anladım ki, hastalık dua etmekliğim için verilmiş. Dua ile duayı, yani dua kendi kendini kaldırmadığından anladım ki, duanın netîcesi uhrevîdir16; kendisi de bir nevi‘ ibadettir. Çünki hastalık ile aczini anlar dergah-ı İlahîye iltica eder.”17

14.HÂLIK-I RAHÎM HASTALIKLARI EN SEVDİĞİ İBÂDINA VERİYOR
Hastalıkların insanın gerçek manada olgunlaşarak manevî mertebelerinin yükselmesinde, insanın Allah katındaki kıymetinin artarak Rabbinin rızasını kazanmasında çok büyük manevî tesiri vardır. Bu sebeple hastalığın manasının güzel bir şey olduğunu, hastalığın zahirine değil de manasına, gayesine bakılması gerektiğini belirten Bedîüzzaman Hazretleri bu konuda şunları söyler: “Eğer hastalığın ma‘nası güzel bir şey olmasa idi, Halık-ı Rahîm en sevdiği ibadına hastalıkları vermezdi. Halbuki hadîs-i sahîhte vardır ki: [اَشَدُّ النَّاسِ بَلَٓاءً اَلْأَنْبِيَٓاءُ ثُمَّ الْأَوْلِيَٓاءُ اَلْأَمْثَلُ فَالْأَمْثَلُ] Ev kema kāl. Yani: “En ziyade musîbet ve meşakkate giriftar olanlar, insanların en iyileri ve en kamilleridirler.” Başta Hazret-i Eyyûb Aleyhisselam, enbiyalar sonra evliyalar sonra ehl-i salahat çektikleri hastalıklara birer ibadet-i halisa, birer hediye-i Rahmaniye nazarıyla bakmışlar; sabır içinde şükretmişler. Halık-ı Rahîm'in rahmetinden gelmiş birer ameliyat-ı cerrahiye nev‘inden görmüşler. Sen ey ah u fîzar eden hasta! Bu nûranî kāfileye iltihak etmek istersen, sabır içinde şükret. Yoksa şekva etsen, onlar seni kāfilelerine almayacaklar. O vakit ehl-i gafletin çukurlarına düşersin. Karanlıklı bir yolda gideceksin.”18

15.BAZI HASTALIKLARDA ŞEHİDLİK MERTEBESİ VAR
Bedîüzzaman Hazretleri bazı hastalıklarda velayet derecesinin hatta şehadet mertebesinin bulunduğunu ifade ederek şöyle der: “Evet hastalıkların bir kısmı var ki; eğer ölümle netîcelense, ma‘nevî şehîd hükmünde şehadet gibi bir velayet derecesine sebebiyet verir. Ezcümle çocuk doğurmaktan gelen hastalıklar 19 ve karın sancısıyla ve gark ve hark ve taûn ile vefat edenler, şehîd-i ma‘nevî oldukları gibi, öyle çok mübarek hastalıklar var ki, velayet derecesini ölümle kazandırır. Hem hastalık, dünya aşkını ve alakasını hafîfleştirdiğinden, vefat ile dünyadan, (ehl-i dünya için gayet elîm ve acı olan) müfarakati tahfîf eder ve bazen de sevdirir.”20

16.HASTALIK TOPLUM HAYATINDA HÜRMET VE MERHAMETİ TEMİN EDER
Hastalık, insanlar arasındaki hürmet ve merhamet duygularını olgunlaştırır. İnsanlara unuttukları veya farkında olmadıkları bu duyguları yeniden tattırır. Toplumsal bir dayanışmanın vesilesi olur. Eğer insan hasta olmazsa kendi kendine yetebileceğini nefs-i emaresi ona telkin eder. “Bir ben varım başka vara gerek yok” düşüncesiyle etrafındaki insanların şefkat ve merhametlerini göremez ve görmek de istemez. O insan birden, hasta olunca muhtaç olduğu ama gafletten dolayı farkında olamadığı çevresindeki samimi hürmet ve içten merhamet sahiplerini fark etmeye başlar ve hastalık onun bu yöndeki gafletini dağıtır.

17. HASTA BAKICILARA MÜJDELER
Hastanın tedavisinde doktor kadar ilaç kadar önemli olan bir nokta da hiç kuşkusuz hasta bakıcıların tutumudur. Onların şefkatlerinin ve ilgi derecelerinin hastanın moralinin düzelmesinde çok büyük etkileri vardır. Öyle ki hasta bakıcıların hastaya karşı gösterecekleri güler yüzün, ihtimamın, itinanın hasta üzerinde tarif edilmez güzel neticeler doğurduğu tıbbi bir gerçektir. Bu konuda hasta bakıcılara: “Sizin önünüzde mühim bir ticaret-i uhreviye var. Şevk ve gayretle o ticareti kazanınız.”21 tavsiyesinde bulunan Bedîüzzaman Hazretleri, hastalara Allah rızası için bakmanın mühim bir sevap vesilesi olduğunu belirtir.

18.HASTALIKLARDA ŞİKÂYETE HAKKIMIZ YOK
Günümüzde birçok hastanın psikolojik sıkıntılarının temel bir sebebi olan, hastaya “Ben, ne yaptım ki, bu başıma geldi” veya “Neden ben seçildim de bu hastalığa yakalandım, bu bir haksızlık değil mi?” gibi sözleri söylettiren, neticede Rububiyet-i İlahiyeyi tenkit ve Yaradana zulm isnad etmek manalarını taşıyan Allah'a itiraz ve Allah'tan şikayet etme hastalığına karşı, Bedîüzzaman Hazretleri şu güzel ifadelerle tedavi yolunu gösterir: “Ey şükrü bırakıp şekvaya giden hasta! Şekva, bir haktan gelir. Senin bir hakkın zayi‘ olmamış ki şekva ediyorsun. Belki senin üstünde hak olan çok şükürler var, yapmadın. Cenab-ı Hakk'ın hakkını vermedin, haksız bir sûrette hak istiyorsun gibi şekva ediyorsun. Sen, kendinden yukarı mertebelerdeki sıhhatli olanlara bakıp şekva edemezsin. Belki sen, sıhhat noktasında kendinden aşağı derecelerde bulunan bîçare hastalara bakıp şükretmekle mükellefsin. Senin elin kırık ise, kesilmiş ellere bak! Bir gözün yoksa iki gözü de olmayan a‘malara bak! Allah'a şükret. Evet, ni‘mette kendinden yukarıya bakıp şekva etmeğe hiç kimsenin hakkı yoktur. Ve musîbette herkesin hakkı, musîbet noktasında kendinden daha yukarı olanlara bakmaktır ki şükretsin.”22

19.HASTALIK İKİ KISIMDIR
Gerçek hastalıkların yanında bir de hastanın kafasında oluşan, hastanın iç dünyasını meşgul eden, hatta bazen gerçek hastalıktan daha şiddetli seyreden vesvese ve kuruntulara dayanan vehmî hastalıklar vardır. Bu tür hastalıklara yakalananlara Bedîüzzaman Hazretleri şu cümlelerle tavsiyelerde bulunur: “Vehmî hastalık ise; onun en müessir ilacı, ehemmiyet vermemektir. Ehemmiyet verdikçe o büyür, şişer. Ehemmiyet verilmezse küçülür, dağılır. Nasıl ki arılara iliştikçe, insanın başına üşüşürler, aldırmazsan dağılırlar. Hem karanlıkta gözüne sallanan bir ipten gelen bir hayale ehemmiyet verdikçe büyür. Hatta bazen onu dîvane gibi kaçırır; ehemmiyet vermezse, adî bir ipin yılan olmadığını görür, başındaki telaşına güler. Bu vehmî hastalık çok devam etse, hakîkate inkılab eder. Vehham ve asabî insanlarda fena bir hastalıktır. Habbeyi kubbe yapar; kuvve-i ma‘neviyesi kırılır. Husûsan merhametsiz yarım hekîmlere veyahûd insafsız doktorlara rast gelse, evhamını daha ziyade tahrîk eder. Zengîn ise malı gider; yoksa ya aklı gider veya sıhhati gider.”23

20.TEDAVİ OLMAK MEŞRUDUR
Hastalıkları hakiki ve vehmî olmak üzere iki kısma ayıran Bedîüzzaman Hazretleri, hakiki hastalıkların tedavisi için doktora başvurmanın, ilaç kullanmanın meşru olduğunu söyler fakat; şifayı Allah'tan bilmemiz ve beklememiz gerektiğini önemle belirtir. Bu münasebetle derdine derman arayan hastalara şu noktaları ders verir: “Şafî-i Hakîm-i Zülcelal, küre-i arz olan eczahane-i kübrasında, her derde bir deva istîf etmiş. O devalar ise, derdleri isterler. Her derde bir derman halk etmiş. Tedavî için ilacları almak, isti‘mal etmek meşrû‘dur. Fakat te'sîri ve şifayı, Cenab-ı Hak'tan bilmek gerektir. Dermanı o verdiği gibi, şifayı da o veriyor. Hazık ve mütedeyyin hekîmlerin tavsiyelerini tutmak, ehemmiyetli bir ilacdır. Çünki ekser hastalıklar sû'-i isti‘malattan, perhizsizlikten ve israftan ve hatîattan ve sefahetten ve dikkatsizlikten geliyor. Mütedeyyin hekîm, elbette meşrû‘ bir dairede nasîhat eder ve vesayada bulunur. Sû'-i isti‘malattan, israfattan men‘ eder, tesellî verir. Hasta o vesaya ve o tesellîye i‘timad edip hastalığı hafîfleşir, sıkıntı yerinde bir ferahlık verir.”24

21. ÇOCUKLARIN HASTALIĞINDAKİ HİKMET
Şefkate layık, günahsız masum çocukların hastalıkları, çoğu insanların rikkatine ve merhametine dokunuyor. Onların hastalık esnasında çektikleri sıkıntılar o insanlara ağır geliyor. Hele hele anne ve babalar, çocuklarına gelen bu hastalıklardan çok etkileniyorlar ve üzülüyorlar. Böyle kimseleri teskin ve teselli için, Bedîüzzaman Hazretleri çocuklara gelen hastalıkların bir hikmet için geldiğini, hastalıkların çocukları gelecekte karşılaşacakları sıkıntılara şimdiden hazırlamak, onları maddi ve manevî yönden olgunlaştırmak gibi pek çok mühim gayeler için Allah tarafından verildiğini nazara verir.

22. HASTA OLAN ANNE, BABA VE AKRABAYA BAKMAK İSLAMİYETİN GEREĞİDİR
Anne, baba veya yakın akrabalar hastalandıklarında veya yaşlandıklarında her bir evladın üzerine borç olan bir vazifesi onlara samimi bir hürmet ve beklentisiz bir hizmette bulunup onların kalplerini hoşnud ederek hayır dualarını almaktır. Bundan dolayı, hastalanan anne, baba, akraba ve ehl-i iman ihtiyarlara bakmanın, islamiyetin gereği olduğunu belirten Bedîüzzaman Hazretleri hasta yakınlarına Hastalar Risalesinde şöyle nasihat eder: “İhtiyarlara bakmak ise; hem azîm sevab almakla beraber, o ihtiyarların ve bilhassa peder ve valide olsalar, dualarını almak ve kalblerini hoşnûd etmek ve vefakarane hizmet etmek hem bu dünyadaki saadete, hem ahiretin saadetine medar olduğu rivayet-i sahîha ile ve çok vukûat-ı tarîhiye ile sabittir. İhtiyar peder ve validesine tam itaat eden bahtiyar bir veled, evladından aynı vaz‘iyeti gördüğü gibi; bedbahtbir veled eğer ebeveynini rencîde etse, azab-ı uhrevîden başka, dünyada çok felaketlerle cezasını gördüğü, çok vukûat ile sabittir. Evet ihtiyarlara, ma‘sûmlara ve yalnız akrabasına bakmak değil; belki ehl-i îman (madem sırr-ı îman ile uhuvvet-i hakîkiye var) onlara rast gelse, muhterem hasta ihtiyar ona muhtac olsa, rûh u canla ona hizmet etmek İslamiyet'in muktezasıdır.”25

23. HASTALIĞA EN TESİRLİ İLAÇ: KUVVETLİ BİR İMAN
Manevî buhranlarla çalkalanan şu içinde yaşadığımız asırda, insanları dipsiz bir uçurumun eşiğine getiren dehşetli imansızlık hastalığı olduğu gibi, müslümanları da maddi ve manevî yönden zillete düşüren, güçsüz hale getiren imanlarındaki zaafiyettir. Bundan dolayıdır ki, manevî hastalıklarımızın yegane çaresi imanımızı inkişaf ettirip Kur'an'ın emirlerine uymak olduğu gibi, bedeni olan hastalıklarımıza karşı da en tesirli ilaç kuvvetli bir imandır. Zira imani bir nazarla hastalığa bakıldığı zaman o hastalık, gerçek ve şirin olan yüzünü gösterir. İnsanı manen terbiye eder. İnsana sabrı öğretir. Hakiki kulluk vazifesini hatırlatır. İnsan da dört elle hakiki vazifesine sarılır.

24.HASTALIKLAR BİZE NE DİYOR:
“Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücûduna ve cismine der ki: “Layemût değilsin, başıboş değilsin, bir vazîfen var. Gurûru bırak, seni yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öylece hazırlan.”26

"Ey hasta! Senin vücûdun taştan, demirden değildir. Belki daima ayrılmağa müsaid muhtelif maddelerden terkîb edilmiştir. Gurûru bırak, aczini anla, malikini tanı, vazîfeni bil, dünyaya ne için geldiğini öğren.” kalbin kulağına gizli ihtar ediyor."27

“Hastalık senin vücûduna misafir olarak gönderilmiştir. İnşaallah çabuk vazîfesini bitirir gider. Ve afiyete der ki; “Sen gel, benim yerimde daimî kal, vazîfeni gör, bu hane senindir, afiyetle kal.”28

SONUÇ
“Mevcudat içinde en kıymettar, hayattır. Ve vazifeler içinde en kıymettarı, hayata hizmettir.” diyen Bedîüzzaman Hazretleri, insanların, hususan hastaların manevî hayatına ve ruhî sıkıntılarına bir nebze de olsa teselli olabilmek için Hastalar Risalesini manevî bir reçete, manevî bir dua ve dilek manasında hastaların istifadesine sunmuştur. Bu risaleyle hastalığın herkesin bakıp da göremediği güzel mahiyetini ve şirin yüzünü göstermiştir. Hastalıkların tesadüfler sonucu değil, Allah'ın ismiyle ve müsadesiyle geldiğini ma'kul ve makbûl delillerle ispat etmiştir. Sonuçta insanların hoşlanmadığı hastalığı, Allah'ın izniyle hastalara sevdirmiştir.

“Hastalara aid Yirmibeşinci Lem'a ve ihtiyarlara aid Yirmialtıncı Lem'ayı Mustafa ve arkadaşlarımla beraber okuyup kemal-i şevk ile dinledim. Bakıyorum ki vücudumdaki yaralara güzel tesir ediyor, arkadaşlarıma dedim: Madem Risale-i Nur'un tesiri bu kadar kuvvetlidir, ben yazmaya karar verdim; fakat hiç okuyup yazmam yok ki, böyle kıymetdar Risale-i Nur'a yardım edeyim. Madem kalemim yok, beni hizmetçi ve postacı olarak tayin ediniz, diye müteessirane söyledim.” Hacı Osman

(Barla Lahikası, 198)

“Fıtrî olmasa da, vaziyeti itibariyle Risale-i Nur'a ekmek ve ilaç gibi muhtaç olan hastalar ve ihtiyarlardır. Çünki Risale-i Nur hayat-ı bakiyeyi güneş gibi gösterdiğinden ve dünyevî hayatın fanilik cihetinde mahiyetini tam gösterdiğinden; dünyevî hayatlarına ya hastalık veya ihtiyarlıkla darbe gelen ve gaflet veya dalalet cihetiyle ölümü i'dam tevehhüm eden hastalar ve ihtiyarlar Risale-i Nur'a o derece muhtaçtırlar ve öyle bir teselli, bir nur alırlar ki; onların hastalık ve ihtiyarlığını sıhhat ve gençliğe tercih ettiriyor.”

(Emirdağ Lahikası-I, s.26)

“Hafız Ali benim bedelime birkaç emare ile berzaha gittiği gibi, bu Hasan Feyzi de aynı hastalığım zamanında, aynı vakitte, aynı müddette, aynı tarzda, aynı sıkıntılı dışarıya çıkmamakta tevafuku, kuvvetli bir emaredir ki; bana çok acıyan ve şefkat eden o kardeşimiz, manen hastalığımı kısmen kendine aldı. Bu dört cihetle tevafuk içinde yalnız bir fark var. Benimki zehirden, tesemmümden; onunki soğuktan gelmiştir. Elbette Hastalar Risalesi bizim bedelimize onu teselli edip, iyadet-ül mariz gibi keyfini sormuş ve hastalıktaki büyük sevablar ve sıkıntılarını sürura kalbetmiş. Cenab-ı Hak şifa-i acil ihsan eylesin, amîn!”

(Emirdağ Lahikası-I, 124)

“Her bir devasında bînihaye şifa-yı manevî bulunan Hastalar Risalesi” Mehmed Feyzi

(Emirdağ Lahikası-II, 102)
__________________
Click the image to open in full size.

İstediğin kadar inançlıyım de,
namaz kıl,
sadaka ver ;
Umut verip, güven aşılayıp,
yarı yolda bıraktığın insanın
gönül sadakasını her iki dünyada da veremezsin....
Mevlana

YA BAKİ ENTEL BAKİ.
“İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi”

Click the image to open in full size.
Alıntı ile Cevapla
güller kardeşimizin mesajına 2 kişi teşekkür etmiştir.
Leyla_Mecnun (09-04-10), medahms (17-02-10)
  #2  
Alt 17-02-10, 18:21
güller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
güller güller isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Nerden: Bu zaman imanı kurtarma zamanıdır.
Mesajlar: 12.380
Teşekkür etmiş: 8.568
5.433 konudan, toplam 9.243 Teşekkür almış
Standart

Şikâyet Ederken DİKKAT !!!



Click the image to open in full size.
Hz.Musa (a.s) Firavundan kaçtığında Medyen'e gelir. Burada günlerce aç ve susuz kalır, sıtma hastalığına yakalanır. Çok kötü durumdadır ve halini Allah'a şöyle şikayet eder;

-"Ey Rabbim! Ben garibim, hastayım, fakirim!"

Allah c.c da ona şöyle vahyeder:

-"Ey Musa! Sen bu saydıklarının anlamını biliyor musun?" Hz. Musa (a.s) biraz düşündükten sonra

-"Hayır!" cevabını verir. Bunun üzerine Allah c.c şöyle buyurur

-"Garip, benim gibi sevgilisi olmayandır. Hasta, benim gibi bir doktoru olmayandır ve nihayet fakir, benim gibi bir vekili (dostu) olmayandır"

Hz. Musa (a.s) hatasını anlar ve tevbe istiğfar eder.
__________________
Click the image to open in full size.

İstediğin kadar inançlıyım de,
namaz kıl,
sadaka ver ;
Umut verip, güven aşılayıp,
yarı yolda bıraktığın insanın
gönül sadakasını her iki dünyada da veremezsin....
Mevlana

YA BAKİ ENTEL BAKİ.
“İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi”

Click the image to open in full size.
Alıntı ile Cevapla
güller kardeşimizin mesajına 2 kişi teşekkür etmiştir.
Leyla_Mecnun (09-04-10), medahms (17-02-10)
Cevapla

Etiketler
bakış., bediüzzaman'ın, hastalığa, penceresinden, üstad

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:19 .

Designed by: vBSkinworks
Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Ad Management plugin by RedTyger